söylence
/sümer
_

Sümer Mitolojisi

Sümer mitolojisi, insanlığın yazıya geçmiş en eski mitolojisidir. Mezopotamya'da, çivi yazısının doğduğu topraklarda, beş bin yıl öncesine uzanır. En ayırt edici yanı iki düşüncede toplanır. Her kentin kendi koruyucu tanrısı vardır ve insan, tanrıların yükünü üstlenmek için yaratılmıştır.

Tanrıların Düzeni

Evrenin başında gök tanrısı An ile yer tanrıçası Ki bulunur. İkisinin birleşmesinden doğan Enlil, gökle yeri birbirinden ayırır. Yeryüzünde ve yeraltında görev üstlenen tanrı topluluğuna Anunnaki denir ve bu ad, An'ın soyundan gelenler anlamını taşır.

Sıralamada en üstte An durur, ama anlatılarda edilgendir. Göğün en uzak katında oturur ve ancak en ağır kararlarda söz söyler. Buyruk veren, olaylara karışan ve fiilen yöneten tanrı, rüzgârın ve fırtınanın sahibi Enlil'dir. Bu ayrım Sümer düzeninin kendine özgü yanıdır. En yüksek mevki ile en çok kullanılan yetki aynı elde değildir.

Bilgelik ve tatlı suların tanrısı Enki, tanrılar arasında insanlığa en yakın durandır. Buyrukla değil kurnazlıkla iş görür ve çıkmaza girildiğinde çözümü bulan hep odur. Ana tanrıça Ninhursag, aşkın ve savaşın tanrıçası İnanna, ay tanrısı Nanna ile güneş tanrısı Utu bu düzenin öbür güçlü figürleridir.

Kentler ve Uygarlık

Sümer'de tapım kent kent kurulur. Her kentin bir baş tanrısı ve o tanrının evi sayılan bir tapınağı vardır. Eridu Enki'nin, Uruk İnanna ile An'ın, Nippur Enlil'in, Ur ise Nanna'nın kentidir.

Uygarlığın bütün kurumlarını, zanaatlarını ve yasalarını temsil eden güçlere me denir. Bir anlatıda bunlar Eridu'dan Uruk'a taşınır. İlk kurulan kentten büyüyen kente geçiş, uygarlığın el değiştirmesinin söylencesel anlatımı sayılır. Yasanın ve zanaatın taşınabilir bir mal gibi anlatılması, Sümer düşüncesinde uygarlığın verilmiş bir şey sayıldığını gösterir. Yazıyı ve tahılı koruyan Nisaba da bu dünyanın tanrıçasıdır.

İnsan ve Yaratılış

Sümer düşüncesinde insan, tanrıların yükünü hafifletmek için balçıktan yaratılmıştır. Anlatıya göre başlangıçta yeryüzünün kazma ve kanal işini küçük tanrılar yapıyordu. Bu yüke dayanamayıp başkaldırdıklarında, yerlerine geçecek yeni bir varlığın yaratılması kararlaştırıldı.

İnsanı kilden biçimlendiren Enki'dir ve bunu ana tanrıça Ninhursag'ın yardımıyla yapar. İnsan tanrılara borçlu ve onların hizmetkârı sayılır. Bu yüzden Sümer dini, kentin tanrısına sunulan tapınak ve adaklar çevresinde döner.

Tufan

Tanrılar kurulunda insanlığın tufanla yok edilmesine karar verildiğinde, sır saklama yemini altındaki Enki haberi doğrudan vermez. Sözlerini insana değil kamıştan bir duvara söyler. Duvarın ardındaki kral Ziusudra bu sayede bir gemi yapıp canlıları kurtarır.

Tufanı isteyen Enlil, insanların sağ kaldığını görünce öfkelenir. İki kardeş arasındaki temel karşıtlık buradadır. Biri düzeni buyrukla korur, öbürü düzenin insanı ezmesine izin vermez.

Yeraltı ve Ölüler Diyarı

Ölülerin indiği yeraltı, geri dönüşü olmayan karanlık bir ülkedir. Orada iyi ile kötü ayrılmaz. Herkes aynı karanlığa iner ve toz ile kil yiyerek aynı yoksulluğu paylaşır. Ülkenin kraliçesi Ereşkigal'dir.

En bilinen anlatı, İnanna'nın ablası Ereşkigal'in yönettiği bu ülkeye inmesidir. Yedi kapıdan geçerken üzerindeki her şey alınır. Ablasının karşısına çıktığında yargılanır, öldürülür ve cesedi bir kazığa asılır. Enki'nin gönderdiği iki varlık kraliçenin gönlünü alıp cesedi ister ve tanrıça yaşam suyuyla diriltilir.

Ancak yeraltına giren, yerine bir başkasını bırakmadan çıkamaz. Dönüşünde peşine takılan cinler bir kurban ararken, tanrıçanın yasını tutmayıp tahtında keyif süren eşi çoban tanrı Dumuzi'yi bulur ve İnanna da onu teslim eder. Sonunda Dumuzi'nin kız kardeşi Geştinanna araya girer ve iki kardeş dönüşümlü olarak yılın yarısını aşağıda geçirmeye razı olur. Bitkilerin kuruyup yeniden yeşermesi bu değiş tokuşla açıklanır.

Destan Geleneği

Sümer anlatısının en tanınmış metni, Uruk kralı Gılgamış'a bağlanan destandır ve yazılı edebiyatın en eski büyük anlatısı sayılır.

Kentine ağır gelen kralın karşısına tanrılar, bozkırda hayvanlarla büyüyen Enkidu'yu çıkarır. İkisi güreşir, kimse yenemez ve o günden sonra ayrılmazlar. Birlikte sedir ormanının bekçisi Huvava'yı ve İnanna'nın gönderdiği Gök Boğası'nı öldürürler. Tanrılar bunun karşılığında Enkidu'nun ölümüne hükmeder.

Arkadaşının ölümü kralı ölümün kendisiyle yüzleştirir. Ölmemenin yolunu aramak için dünyanın ucuna gider ve tufandan sağ çıkıp ölümsüz kılınan Ziusudra'yı bulur. Oradan öğrendiği tek şey, ölümsüzlüğün bir daha verilmeyeceğidir. Eli boş dönen kral, geriye kalıcı olarak yalnızca yaptırdığı surları bırakır. Destan böylece Sümer düşüncesinin insana biçtiği payı açıkça söyler. Ölümsüzlük tanrılarındır, insana kalan adının ve yapısının ayakta kalmasıdır.

Maddeler arası bağlantılar

45 madde, 33 bekleyen madde ve 511 bağlantı.

Paylaş

Bu sayfa paylaşıldığında aşağıdaki kartla görünür; bir ucun üzerine gelince o ucun kartı gösterilir.