Sümer mitolojisinde tanrıça İnanna'nın kenti ve anlatıların çoğunun geçtiği yerdir. Gök tanrısı An'ın da başlıca tapınağı buradadır. Sümer'in en büyük kenti sayılır; uygarlığın Eridu'dan buraya taşındığı anlatısı, kentin mitolojideki yerini belirler.
Sümercede adı Unug'dur. Bugünkü Irak'ın güneyindeki kalıntıları, dünyanın bilinen en eski büyük yerleşmelerindendir; yazının ilk örnekleri de bu kentin tapınak alanlarında ortaya çıkmıştır. Mitolojideki merkezî yeri, tarihteki bu ağırlığın anlatıya yansımasıdır.
İki Kutsal Alan
Kent tek parça kurulmamıştır; başlangıçta yan yana duran iki ayrı yerleşmenin birleşmesiyle oluşmuştur. Bunlardan biri gök tanrısı An'a, öbürü İnanna'ya aittir.
İnanna'nın kutsal alanındaki tapınağın adı göğün evi anlamına gelir. Başlangıçta An ile birlikte anılan bu yapı, zamanla ağırlıklı olarak tanrıçayla anılır hale gelmiştir; kentin baş tanrısı olarak An'ın yerini fiilen İnanna almıştır.
Bu yer değiştirme, Sümer anlatısındaki yetki devirlerinin bir örneğidir. An devrilmez, tahtından edilmez; yalnızca susar ve geride kalır. Kendi tapınağının bile başka bir tanrıçayla anılır olması, bu sessiz çekilmenin en açık göstergesidir.
Uygarlığın Taşınması
Kentin mitolojideki asıl önemi, uygarlığın kurallarını taşıyan me'lerin buraya getirilmesinden gelir. Bunlar başlangıçta Eridu'da, tatlı suların tanrısı Enki'nin elindedir.
İnanna oraya konuk olur; sofrada içkinin etkisiyle cömertleşen tanrı me'leri birer birer ona armağan eder. Ayıldığında kararından döner ve arkasından adamlarını gönderir, fakat tanrıça me'leri gemisiyle Uruk'a ulaştırmayı başarır.
Anlatı, uygarlığın Eridu'dan Uruk'a geçişinin söylencesel anlatımı sayılır. İki kentin sırası mitolojide de böyledir: Eridu ilk kurulan, Uruk ise büyüyen kenttir. Yasanın, zanaatın ve törenin bir kentten öbürüne taşınabilir bir mal gibi anlatılması, Sümer düşüncesinde uygarlığın verilmiş bir şey sayıldığını gösterir.
Surları
Kentin surları, Sümer anlatı geleneğinin en çok anılan yapısıdır. Bunları Gılgamış'ın yaptırdığı söylenir; adına bağlanan anlatı hem surların övgüsüyle başlar hem de aynı övgüyle biter.
Anlatının bu kuruluşu bir düşünceyi taşır: ölümsüzlüğü arayıp bulamayan kahraman, geriye kalıcı bir şey olarak yalnız yaptırdığı duvarı bırakır. Sümer düşüncesinde insanın ölümden arta kalan payı, adının yazıldığı ve yapısının durduğu yerdir.
Anlatılardaki Yeri
Sümer kral listelerinde Uruk'ta hüküm sürmüş hükümdarlar sıralanır; bunların arasında Dumuzi adıyla anılan bir balıkçı da geçer. Bu kaydın tanrıyla ilişkisi açık değildir; tanrının krallara mı, kralların tanrıya mı ad verdiği bilinmemektedir.
Kentin hükümdarlığı ile tanrıçanın onayı arasında doğrudan bir bağ kurulur. Kral, yılın belli bir gününde tapınakta yapılan törenle tanrıçanın eşi sayılır; yönetme hakkı bu birleşmeyle tazelenir. Yetkinin gökten değil, kentin tanrıçasından alınması Sümer'e özgü bir düzendir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Bir kentin belirli bir tanrıya ait sayılması Yunan mitolojisinde de görülür. Attika'daki kent, koruyuculuğu için Poseidon ile Atena arasında yapılan yarışmanın ardından tanrıçanın adını almıştır; orada da kentle tanrı arasındaki bağ bir addır.
Türk mitolojisinde ise merkez bir kent değil, kutsal sayılan ormanlık dağlık bölge Ötüken'dir. Yazıtlar kağanın orada oturmasını buyurur ve orada oturulduğu sürece ilin ayakta kalacağını söyler. Aradaki fark yerleşme biçiminden gelir: Sümer'de yönetimin merkezi surlarla çevrili bir kent, Türk anlatısında ise açık bir yaylaktır. İkisinde de ortak olan, yönetimin belirli bir yere bağlı olması ve o yerden kopulduğunda düzenin bozulacağına inanılmasıdır.