Sümer mitolojisinde dağda oturan, tanrıların düzenine karşı duran canavardır. Gök tanrı An ile toprak tanrıça Ki'nin birleşmesinden doğmuştur. Korku bilmeyen bir savaşçı olarak anılır. Büyüdükçe kendi tahtını kurar, davalara bakıp yargı vermeye başlar. Böylece tanrıların yetkisine ortak çıkmış olur.
Varlığı tek başına yıkımdır. Geçtiği yerde dağların suyu çekilir, ırmaktaki balık kaynayarak ölür, ılgın ağaçları kökünden sökülür. Toprağın etini yarıp üzerinde acıyan yaralar açtığı söylenir. Ormanları devirir, ovayı yaşanmaz kılar. Sümer anlatısında düzenin karşısındaki en büyük engel odur ve onu yenme işi Ninurta'ya düşer.
Adı ve İki Yüzü
Adı Sümerce yazılışıyla kolu vuran, gücü kesen anlamına gelir. Akadça metinlerde aynı ad asakku biçiminde geçer. Bu ad iki ayrı şeyi karşılar. Biri şiirdeki tekil canavardır, öbürü insana hastalık salan bir cin öbeğidir. Büyü metinlerinde asakku denen cinlerin insanın başına ateş düşürdüğü yazılır. Ayrıca An'ın oğulları sayılan ve yine Ninurta'nın yendiği Yedi Asakku anılır.
İki yüzün ortak yanı vardır. Hastalık da sel de insanın karşı koyamadığı, dışarıdan gelen bir baskındır. Tarlayı basan su ile bedeni basan ateş aynı adla anılır ve ikisini de aynı tanrı durdurur.
Bitkilerin Seçtiği Kral
Bitkiler onu oy birliğiyle kendilerine kral seçer. Aralarında boynuz sallayan yaban boğasına benzetilir. Bu seçim ona dağdaki bütün bitmiş şeylerin desteğini kazandırır. Ekilen tarlanın karşısında duran yabani bitki örtüsü, böylece canavarın yanında yer almış olur.
Taştan Ordusu
Dağla birleşir ve bu birleşmeden taşlar doğar. Doğan taşlar onun askerleridir. Aralarında koyu renkli sert bir taş olan diyorit, demir cevheri olan hematit ve karşılığı bugün tam bilinmeyen başka taş adları sayılır. Bu ordu, ovanın sınırındaki kentlere durmadan baskın yapar. Dağdan inen taş, dağdan inen yağmacı halkın karşılığıdır. Ovada oturanın yukarıdan gelene duyduğu korku, anlatıda bir canavarın ordusuna dönüşür.
Ninurta ile Savaş
Tanrının konuşan silahı Şarur olup biteni ona haber verir. Silah, canavarın fırtına gibi yapıldığını, kokusunun ağır olduğunu ve sözünün dolambaçlı olduğunu söyler. Üstüne tek başına gidilmemesini öğütler.
Öğüt tutulmaz. İlk karşılaşmada canavar ortalığı toza boğar, kömür ve alev yağdırır, ağaçları gövdesinden devirir. Tanrı geri çekilmek zorunda kalır. Bunun üzerine Şarur uçup babası Enlil'e danışır ve ondan öğüt getirir. Enlil'in yağdırdığı yağmur tozu yatırınca tanrı yeniden saldırır. Asag kavrulmuş arpa gibi dövülür ve un gibi yığılır.
Ölümünden Sonra
Ölümü tek başına bir çözüm değildir. Dağda tuttuğu sular boşalıp ovayı basar, tarla ekilemez duruma gelir. Ninurta yenilen taşları üst üste yığarak bir dağ sırası kurar, suyu bir yatağa sokar ve Dicle'ye akıtır. Ardından canavarın yanında duran taşları tek tek yargılar. Kimini kutsayıp kral heykellerine ve tapınak yapısına ayırır, kimini lanetleyip kırılan gevrek taşa çevirir.
Düzenin düşmanını yenen tanrı anlatısı başka mitolojilerde de vardır. Yunan mitolojisinde Zeus, dağ gibi büyüyen Tifon'u yener. Japon anlatısında Susanoo, sekiz başlı Yamata no Oroçi'yi öldürür. Mısır'da güneş tanrı Ra, düzeni yutmak isteyen yılan Apofis ile her gece yeniden dövüşür. Asag'ı bunlardan ayıran, ölümünün ardından gelen iştir. Onun cesedi bir zafer değil, bir taş yığını ve bir sulama kanalı bırakır.