Yunan anlatısında çocukları yiyen dişi varlıktır. Başlangıçta bir kadındır: Libya'nın kraliçesi, Mısır kralı Belos'un kızı. Zeus ona tutulur, ondan çocukları olur ve bunun ardından başına gelenler onu canavara çevirir.
Bu yüzden anlatının merkezinde ceza değil yas vardır. Lamia kötülüğü baştan taşımaz, çocuklarını yitirdikten sonra başkalarının çocuklarını almaya başlar. Yunan anlatısındaki canavarlar arasında geçmişi en açık anlatılan varlıklardan biridir.
Çocuklarının Yitirilmesi
Durumu öğrenen Hera, onun çocuklarını elinden alır. Kaynakların bir bölümünde tanrıça çocukları kendisi öldürür, bir bölümünde anayı kendi çocuklarını öldürmeye sürükler. İkisinde de sonuç aynıdır: kadın aklını yitirir.
Bundan sonra başkalarının çocuklarına saldırmaya başlar. Beşikteki bebeği alır, yalnız bırakılmış çocuğu kapar. Yaptığı iş, kendi kaybının başka evlerde tekrarlanmasıdır.
Gözleri
Anlatının en çok anılan ayrıntısı gözleridir. Hera'nın cezası uyumasını engeller; gözleri kapanmaz ve ölmüş çocuklarını durmadan görmek zorunda kalır. Kimi anlatımda gözlerini kendi elleriyle söker.
Zeus bunun üzerine ona gözlerini çıkarıp bir kaba koyabilme gücünü verir. Böylece dinlenebilir; gözleri dışarıdayken kör olur, geri taktığında yeniden görür. Aynı kaynaklarda ona geleceği görme yeteneğinin de verildiği söylenir.
Bu ayrıntı ona özgü bir korku üretir: gözleri yerindeyken tehlikelidir, kapta durduğunda zararsızdır. Çocuğun ne zaman güvende olduğu, varlığın nerede baktığına bağlıdır.
Görünüşü
Erken kaynaklar onu ayrıntılı betimlemez; korkunçluğu belirtilir, biçimi belirtilmez. Adının boğaz anlamına gelen sözcükle birlikte açıklanması eski bir yorumdur ve onu geniş boğazlı, yutan bir varlık olarak düşündürür.
Bugün bilinen görüntü, yani belden yukarısı kadın belden aşağısı yılan olan biçim, sonraki dönemlerde yerleşmiştir. Rönesans döneminin resimli yapıtlarında bu haliyle çizilir ve ikiyüzlülüğün simgesi sayılır. On dokuzuncu yüzyılda John Keats'in aynı adı taşıyan şiiri bu görüntüyü kalıcılaştırmıştır.
Tek Varlıktan Bir Türe
Zamanla adı tek bir varlığı değil, bir varlık türünü karşılar hale gelir. Bu ikinci anlamda genç erkekleri güzelliğiyle kandıran, yatağına aldıktan sonra kanını içip yiyen dişiler anlatılır.
Philostratos'un aktardığı bir öyküde Tyanalı Apollonios, öğrencisinin evlenmek üzere olduğu güzel kadının böyle bir varlık olduğunu düğün sırasında ortaya çıkarır. Ziyafet sofrası da gelin de görüntüden ibarettir; kadın gerçek yüzünü açık edince kaybolur.
Bu anlamda Empusa, Mormo ve Gello ile bir arada anılır ve aralarındaki sınır çoğu kaynakta silinmiştir. Üçü de çocuklara ya da gençlere musallat olan dişi varlıklardır; Empusa, Hekate'nin buyruğundadır.
Anaların Korkuttuğu Varlık
Yunan evlerinde adı bir öcü adı olarak kullanılır. Uslu durmayan, geç saatte uyumayan ya da yalnız başına dışarı çıkmak isteyen çocuk onun adıyla korkutulur. Aristophanes'in komedyalarında adının aşağılayıcı benzetmelerde geçmesi, bu günlük kullanımın yazıya yansımasıdır.
Böylece anlatı iki katmanda birden yaşar: bir yanda kaybının öcünü alan trajik bir ana, öbür yanda çocuk kandırmak için anılan bir korkuluk. Yunan mitolojisinde bu iki katmanın bu kadar açık ayrıldığı az sayıda varlıktan biridir.
Soyu ve Akılcı Yorum
Bazı kaynaklar denizdeki canavar Skylla'yı onun kızı sayar; bazıları da Libya'da kehanette bulunan Sibylla'nın anası olduğunu söyler. Bu soy bilgileri kaynaktan kaynağa değişir ve tutarlı bir soy ağacı vermez.
İlk Çağ'ın sonlarında anlatıyı akla uydurma denemeleri de görülür. Diodoros'un aktardığı yorumda Lamia gerçekten yaşamış bir Libya kraliçesidir; askerlerine çocukları analarından alıp öldürmelerini buyurmuş, zalimliği yüzünden güzelliği bozulmuştur. Gözlerini çıkarma anlatısı da bu yorumda içkiye bağlanır: kraliçe sarhoşken hiçbir şey görmez, halkı da o sırada dilediğini yapar.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Sümer anlatısındaki Dimme aynı işi görür: gebe kadının evine girer, bebeği kucaktan alır, hastalık bırakır. Aradaki fark gerekçededir. Dimme huyu baştan böyle olduğu için gökten kovulmuştur; Lamia'nın kötülüğü ise sonradan, kaybının ardından gelir.
Türk inancındaki Albıs da lohusaya ve bebeğe musallat olan dişi varlıktır ve ona karşı da nesneyle korunulur. Anlatılarda Albıs'ın baştan çıkarıcı bir kadın olarak görünmesi, Lamia adının sonradan kazandığı ikinci anlamla örtüşür. Kan ve can emen Ubır ile bu ikinci anlam arasındaki yakınlık da bununla birlikte anılır.
Üç anlatının ortak yanı, açıklanamayan bebek ölümlerine bir yüz ve bir ad verilmesidir. Karşılarına konulan güç ise koruyuculardır: Türk inancında doğumun koruyucusu Umay, Mısır'da doğum odasını gözeten Bes.