Türklerde en üstün ve her şeyi gören, bilen, yöneten varlık olarak kabul edilir. Tengri, genellikle gökyüzü ile özdeşleştirilmiştir.
Tengri, doğrudan kişisel bir tanrıdan ziyade evrensel bir güç ve düzeni temsil eder. Gök ile ilişkilendirildiği için sonsuzluk, açıklık ve yücelik gibi kavramlarla bağlantılıdır. Tengri, dünya düzenini koruyan ve insanlara kader çizen bir varlık olarak görülür. Ancak, doğrudan insani bir forma bürünmez.
Onu başka mitolojilerin baş tanrılarından ayıran da budur. Yunan anlatısındaki Zeus'un ailesi, öfkesi ve aşkları vardır; Nors anlatısındaki Odin tek gözlü bir yolcu kılığında yeryüzünde dolaşır; Mısır'da Ra her gece yeraltından geçen bir kayıkla betimlenir; Sümer'de An tanrılar meclisinin başında oturur. Tengri'nin ise yüzü, soyu, macerası yoktur; heykeli yapılmaz, tapınağı kurulmaz. Anlatılan bir tanrı değil, üzerine yemin edilen ve kendisinden yetki alınan bir ilkedir.
Tengri ve Kayra Han İlişkisi
Tengri, daha soyut ve evrensel bir ilahiyeti temsil ederken, Kayra Han daha kişisel ve somut bir yaratıcıdır. Bu figürlerin anlatıları bazen farklılık gösterebilir, bazı söylencelerde Kayra Han, Tengri'nin bir yansıması ya da onun iradesini yerine getiren bir varlık, bazı söylencelerde Tengri'nin oğlu ya da yardımcısı olarak betimlenir.
Adı ve İnanç Sistemi
Tengri sözcüğü, en eski Türkçe metinlerden itibaren hem gök hem de tanrı anlamında kullanılmıştır; bugünkü Tanrı sözcüğü de bu adın değişmiş biçimidir. Göğün rengiyle birlikte Kök Tengri diye anılır. Aynı sözcük Moğolcada Tenger olarak yaşar; gök tanrısını karşılamak için Tenger Etseg, yani gök ata denir. Araştırmacılar, Çin kaynaklarının Hun diline ait diye kaydettiği gök sözcüğünü de bu ada bağlar; buna göre ad, yazılı Türkçeden yüzyıllar önce kullanımdadır.
Orhun Yazıtları'nda hükümdarın gücünü ve yetkisini Tengri'den aldığı açıkça belirtilir; kağan, Tengri gibi gökte olmuş sözleriyle anılır ve tahtı göğün onayına dayandırılır. Yazıtların açılışında evrenin kuruluşu üç katlı bir düzen olarak anlatılır: üstte mavi gök, altta yağız yer, ikisinin arasında da insanoğlu yaratılmıştır. Bu üçlü tasavvur, Türk mitolojisinin bütün yapısını özetler.
Bu inancın merkezinde Tengri'nin bulunduğu düzene sonradan Tengricilik adı verilmiştir. Bir kişi ya da yontuyla değil, doğrudan gökle simgelenmesi bu inancın en belirgin yanıdır; Tengri'ye çoğunlukla açık havada, yüksek yerlerde yönelinir.
Kut ve Hükümdarlık
Hükümdarın yönetme yetkisi kendinden değil gökten gelir; bu yetkiye kut denir. Kut verilebilir olduğu gibi geri de alınabilir: yenilgi, kıtlık ya da düzenin bozulması, göğün onayını çektiği biçiminde yorumlanır. Zafer de üstünlükle değil bu onayla açıklanır; savaş alanındaki karşılığı Kızagan'dır.
Tapınma ve Kurban
Tengri'ye yönelmenin belirli bir yapısı vardır: yüz göğe döner, eller açık ve yukarı kalkık tutulur. Yapı içinde değil açık havada, çoğunlukla yüksek bir yerde durulur.
Kurban olarak at, koyun ve sığır kesilir; kanı göğe doğru saçılır, kemikleri yakılır ya da gömülür. Gündelik hayatta ise kımızın göğün dört yönüne serpilmesiyle yapılan saçı yaygındır; kalanı içilir. Bu saçı yalnızca Tengri'ye değil, yerin ve ataların ruhlarına da birlikte sunulur.
İnanç İçindeki Yeri
Göğü ve onun katlarını yöneten büyük tanrıların üzerinde, en yüksek ve kuşatıcı ilke Tengri'dir. Gökyüzünü yöneten Ülgen ve yeraltını yöneten Erlik gibi tanrılar evrenin işleyişini paylaşırken, bütün bu düzenin dayandığı üstün güç Tengri olarak düşünülür. Kimi aktarmalarda Ülgen, Erlik ve Umay doğrudan onun üç büyük yardımcısı sayılır.
Gök ata sayılan Tengri'nin karşısında yer ana durur; bu yer, kutsal orman ve dağ bölgesi olan Ötüken ile simgelenir. Toprağın bereketini temsil eden Etügen ve suların, dağların koruyucuları olan Yer Su iyeleri de bu tasavvurun parçalarıdır; insan kendini gök, yer ve ataların ruhları arasında güvende sayar.
Doğumun koruyucusu Umay da bu gök merkezli düzenin içindedir; yükseklik ile kutsallık arasındaki bağ, Türk mitolojisinin bütününe Tengri inancından yayılmıştır.