söylence
/türk/türeyiş
_

Türeyiş

Türeyiş
Türeyiş
Soyun kökenini anlatan Türk destanı.

Türk destanları arasında soyun nereden geldiğini anlatan destandır. Soyun bir tanrısal varlıkla insan kızının birleşmesinden türediğini söyler ve adını da bundan alır: türemek, yani çoğalıp bir soy oluşturmak. Çin yıllıklarında kayıtlı olduğu için Türk destanlarının en eski yazılı biçimlerinden biridir.

Bozkır destanları arasında iki iş görür. Bir yandan boyun nereden geldiğini açıklar, bir yandan da hükümdarlığın kaynağını gökte gösterir; soy tanrısaldır, bu yüzden yönetme hakkı da tanrısaldır. Aynı düşünce kut inancının temelidir.

Destanın Anlatısı

Eski hükümdarlardan birinin iki kızı vardır. Öyle güzeldirler ki halk arasında onların insanlarla değil ancak tanrılarla evlenmek için yaratıldıkları söylenir. Bunu duyan baba, kızlarını insanlardan uzak tutmak için ülkenin kuzeyinde yüksek bir kule yaptırır ve onları oraya çıkarır.

Ardından Tengri'ye yakarır ve kızlarını kendisinin almasını diler. Aradan bir yıl geçtikten sonra kulenin dibine yaşlı bir kurt gelir; gece gündüz orada uluyarak bekler, altına bir in kazar ve uzun süre ayrılmaz.

Küçük kız bunun gökten gönderilmiş bir varlık olduğunu düşünür ve aşağı inmek ister. Büyük kız karşı çıkar; gelenin bir hayvandan başka bir şey olmadığını, aşağı inmenin ana babayı utandıracağını söyler. Küçük kız dinlemez, iner ve kurtla birleşir.

Bu birleşmeden çok sayıda çocuk doğar. Anlatı, Dokuz Oğuz ile On Uygur boylarının bu soydan geldiğini söyler ve onların sesinin kurt sesine benzediğini ekler. Uzun ve inceden çekilen bozkır ezgisi, destana göre atadan kalan bir izdir.

Burada bir ayrıntı önemlidir: anlatı kurdun Tengri'nin kendisi olduğunu söylemez. Kurdun tanrısallığı, küçük kızın söylediği bir yorum olarak verilir ve büyük kız buna itiraz eder. Türk inancında Tengri insan işlerine bir biçime bürünerek karışmaz; kurt, gönderilmiş bir varlıktır.

Ağaçtan Doğanlar

Soyun kökenini anlatan bir ikinci anlatı daha vardır. Buna göre Tuğla ile Selenge ırmaklarının arasında yan yana iki ağaç bulunur; bir gece gökten inen bir ışık bu iki ağacın arasına düşer.

Işığın indiği yerde toprak kabarır, kabartı büyür ve dokuz ay on gün sonra yarılıp içinden beş çocuk çıkar. Beşini de çevredeki halk büyütür. En küçükleri olan Bögü, kardeşlerinden daha güçlü ve daha akıllı çıktığı için kağan seçilir ve bu koldan gelen ilk hükümdar olur.

Burada tanrısal olan gökten inen ışıktır ve doğuran da ağaçtır. Yerle göğü birbirine bağlayan ağaç düşüncesi Türk inancının merkezinde durur; aynı düşünce Ulukayın inancında da görülür. Bu anlatı çoğu kaynakta Göç destanının başlangıcı olarak verilir.

Kaynakları

İlk anlatı, Çin yıllıklarından Wei Kitabı ile Kuzey Hanedanları Tarihinde kayıtlıdır. İkinci anlatı ise on üçüncü yüzyıl İran tarihçisi Cüveynî'nin eserinde geçer; onun aktardığı biçimde ağaçların meyvesi çam fıstığına benzetilir.

Kaynaklar arasında ayrıntı farkları vardır. Kızların sayısı kimi aktarımda iki, kimisinde üçtür; kulenin yerinde ve babanın kim olduğunda da değişiklik görülür. Bu madde Çin yıllıklarındaki iki kızlı biçimi izler.

Karıştırılmaması Gerekenler

Bu destan, Göktürklerin Bozkurt destanıyla sık karıştırılır. İkisi ayrı destandır ve kurdun cinsiyeti de soya katılma biçimi de terstir.

Türeyiş'te kurt erkektir ve tanrısal olan taraftır; insan olan taraf kızdır. Bozkurt destanında ise durum tersine döner: düşman baskınından sağ kurtulan çocuğu bir dişi kurt emzirip büyütür, sonra ondan çocukları olur ve soy böyle sürer. O dişi kurt bugün Aşina adıyla anılır. İkisi de soyun atasıdır; ayrım, Türeyiş'te kurdun baba, Bozkurt destanında ana yerinde durmasıdır.

Yol gösteren kutsal kurt Gökbörü de bunlardan ayrıdır; onun işi doğurmak değil, önden gidip yol göstermektir. Üç anlatı da kurt inancının parçasıdır ama üçünde kurdun görevi başkadır.

Bir başka ayrım da Ergenekon iledir. Ergenekon bir türeyiş değil, bir kurtuluş ve çıkış anlatısıdır; orada soy yeniden doğmaz, sıkışan boy dışarı çıkar.

Anlamı

Destanın söylediği asıl şey soyun sıradan olmadığıdır. Ata ya gökten gönderilmiş bir varlıktır ya da gökten inen ışıktır; her iki biçimde de köken yeryüzünde değil yukarıdadır.

Bunun siyasi karşılığı açıktır. Gökten gelen bir soydan gelen hükümdar, yetkisini kimseden almaz; yönetme hakkı doğuştan gelir. Göktürk yazıtlarındaki kağanın Tengri buyruğuyla iş başına geldiği söylemi ile bu destan aynı düşüncenin iki ayrı anlatımıdır.

Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları

Nors anlatısında ilk insanlar deniz kıyısında bulunan iki ağaçtan yontulur; tanrılar onlara soluk, akıl ve renk verir. Ağaçtan doğan insan düşüncesi Türeyiş'in ikinci anlatısıyla doğrudan örtüşür. Aradaki fark, Kuzey'de bütün insanlığın, Türk anlatısında ise belli bir boyun ağaçtan gelmesidir.

Japon anlatısında imparator soyu güneş tanrıçası Amaterasu'ya bağlanır; torunu Ninigi gökten yeryüzüne indirilir ve hanedan ondan gelir. İki gelenek de hükümdarlığı bir tanrısal inişe dayandırır ve bunu bir meşruiyet gerekçesi olarak kullanır.

Yunan anlatısında tanrının ölümlü kadınla birleşmesinden kahraman doğar; Zeus ile Alkmene'den Herakles'in doğması bunun en bilinen örneğidir. Aradaki fark ölçektedir: Yunan'da doğan tek bir kahramandır, Türk anlatısında doğan bir boydur.

Bağlantı grafiği

Bu maddenin bağlandığı ve buraya bağlanan 13 madde, aralarında 36 bağlantı.