Amaterasu, Japon mitolojisinin güneş tanrıçası ve Şinto inancının en yüce tanrısıdır. Adı gökte parlayan anlamına gelir. Göğü, yani Takamagahara denen yüksek gök ovasını yönetir. Japon imparator soyunun atası sayılması, onu bu mitolojinin merkezine yerleştirir. Yalnız ışığın değil, pirinç tarlasının ve dokumanın da tanrıçasıdır; gökteki sarayında kutsal kumaşlar dokunur.
Doğuşu
Amaterasu, ölüler ülkesi Yomi'den dönen babası İzanagi'nin arınırken sol gözünü yıkamasından doğar. İzanagi, en değerli çocuğu saydığı Amaterasu'ya göğü yönetme görevini verir ve boynundaki gerdanlığı ona takar. Ay tanrısı Tsukuyomi ve fırtına tanrısı Susanoo onun kardeşleridir.
Susanoo ile Sınaması
Gökten kovulan Susanoo veda için göğe çıktığında, Amaterasu onun tahtını almaya geldiğinden kuşkulanır; saçını erkek gibi bağlayıp yayını kuşanarak karşısına çıkar. Niyetini sınamak için birbirlerinin eşyalarını ağızlarında çiğneyip üflerler: kardeşinin kılıcından üç tanrıça, kendi boncuklarından beş tanrı doğar. Boncuklar kendisine ait olduğu için bu beş erkek tanrıyı kendi çocukları sayar; imparator soyu onlardan birinin, Ninigi'nin babasının soyundan yürür.
Mağaraya Saklanışı
En ünlü anlatı, Amaterasu'nun bir mağaraya kapanmasıdır. Kardeşi Susanoo gökte taşkınlık edip tarlalarını bozar ve kutsal dokuma salonunu kirletir; salona attığı yüzülmüş at yüzünden dokumacılardan biri ölür. Buna hem öfkelenen hem korkan Amaterasu kendini bir mağaraya kapatır, girişi bir kayayla örter ve dünya karanlığa gömülür. Ekinler kurur, kötü ruhlar ortalığı kaplar.
Tanrılar onu dışarı çıkarmak için mağaranın önünde toplanır. Sabahı çağırsınlar diye horozlar toplanıp öttürülür, bir ağaca boncuklar ve bir ayna asılır. Ame no Uzume adlı tanrıçanın ters çevrilmiş bir teknenin üstünde yaptığı taşkın ve açık saçık dans tanrıları kahkahaya boğunca, Amaterasu karanlıkta neye gülündüğünü merak edip kayayı aralar. Kendisinden daha parlak bir tanrı geldiğini söylerler; önüne tutulan aynada kendi ışığını görüp şaşırdığı anda güçlü bir tanrı onu kolundan tutup dışarı çeker. Ardından mağaranın önüne kutsal bir halat gerilir ve geri dönmesi engellenir. Dünyaya yeniden ışık böyle döner.
Anlatı, güneşin kışın çekilip yeniden güçlenmesinin ya da güneş tutulmasının açıklaması sayılır. Bu sırada yapılanlar — halat, ayna, boncuk, dans ve kahkaha — Şinto törenlerinin de örneği kabul edilir.
İmparator Soyu
Amaterasu, yeryüzünün yönetimini kendi soyuna verir. Torunu Ninigi'yi üç kutsal armağanla birlikte yeryüzüne indirir: mağara önünde yapılan ayna, aynı törende asılan boncuk ve kardeşi Susanoo'nun Yamata no Oroçi adlı yılanın kuyruğunda bulup ona verdiği Kusanagi kılıcı. Bu üç nesne imparatorluğun simgesi olmuş, taç giyme törenlerinde bugüne dek kullanılmıştır. İnanışa göre Japon imparatorları Ninigi'nin soyundan, yani doğrudan Amaterasu'dan gelir.
Tanrıçanın kutsal aynası bugün İse Tapınağı'nda saklanır. Tapınak belirli aralıklarla yıkılıp bitişiğindeki alana birebir yeniden kurulur; yapı yenilenirken tapımın kesintisiz sürmesi, güneşin her sabah yeniden doğması düşüncesiyle birlikte anlatılır. Yüzyıllar boyunca imparator ailesinden seçilen bir kız burada tanrıçaya hizmet etmiştir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Güneşin dişil olması Japon mitolojisine özgü değildir: Türk mitolojisinde de güneş Gün Ana'dır ve ay erkektir, Ay Ata onun eşi ya da kardeşi sayılır — Amaterasu ile Tsukuyomi ilişkisinin aynısı. Mısır'da ise güneş erildir ve tanrıların kralıdır; Ra her gece yeraltından geçip her sabah yeniden doğar, oysa Amaterasu'nun karanlığı bir kez yaşanır ve bir daha yinelenmez.
Küsüp çekilen tanrıçanın dünyayı kısırlaştırması ve bir açık saçık şakayla güldürülüp geri kazanılması Yunan mitolojisinde de anlatılır: kızını yitiren Demeter toprağı verimsiz bıraktığında, onu güldürüp yeniden yemek yemeye ikna eden yaşlı bir kadının utanmaz şakalarıdır. İki anlatıda da dünyayı karanlıktan ya da kıtlıktan kurtaran şey güç değil, kahkahadır.