Fucin, Japon mitolojisinde rüzgârın tanrısıdır. Omzunda taşıdığı büyük torbanın ağzını açarak yeryüzünün bütün yellerini salan, yeşil tenli ve kızıl saçlı bir dev olarak betimlenir. Yıldırım tanrısı Raicin ile birlikte anılır. İkisi çoğu kez aynı resmin iki ucunda, birbirine bakan bir çift olarak görünür.
İki ayrı gelenek Fucin'de birleşir. Biri, en eski kayıtlarda İzanagi ile İzanami'nin çocuğu olarak geçen rüzgâr tanrısı Şinatsuhiko'dur. Öbürü, Budizm ile ülkeye giren ve rüzgârı bir torbada taşıyan yabancı kökenli görüntüdür. Bugün Fucin denince akla gelen resim ikincisine, tapınaklarda çağrılan ad ise çoğunlukla birincisine aittir.
Adı
Fucin adı doğrudan rüzgâr tanrısı demektir. Japonca okunuşuyla Kaze no Kami, yani yel kamisi de denir. Budist metinlerde Futen adıyla geçer ve yönleri bekleyen on iki koruyucu kami arasında kuzeybatının bekçisi sayılır. Bu ad, ülkeye Budizm ile birlikte gelen yabancı bir rüzgâr tanrısının Japoncalaştırılmış karşılığıdır.
Şinatsuhiko adı ise uzun soluğun erkeği diye çözülür. Baştaki şina eski dilde soluk ve yel anlamına gelir. Ad, rüzgârı bir varlığın nefesi sayan eski düşünceyi olduğu gibi taşır. Dişil eşi Şinatobe kimi kayıtlarda ayrı bir tanrıça, kimilerinde aynı tanrının öbür yüzüdür.
Doğuşu
En eski iki kaynak rüzgâr tanrısının doğuşunu ayrı anlatır. İlkinde İzanagi ile İzanami adaları var ettikten sonra tanrıları doğurmaya girişir. Rüzgâr tanrısı bu sırada, denizin, dağın ve ırmağın tanrılarıyla birlikte dünyaya gelir. Bu soyla ateş tanrısı Kagutsuçi'nin ve güneş tanrıçası Amaterasu'nun kardeşi olur.
İkinci kaynak daha küçük ama anlamlı bir sahne verir. Yeni doğan adaların üstünü sabah sisi kaplayınca İzanagi o sisi üfleyerek dağıtır ve verdiği soluk rüzgâr tanrısına dönüşür. Tanrının bir nefesten var olması, adındaki soluk anlamıyla birebir örtüşür.
Yaygın bir üçüncü anlatı, Fucin ile Raicin'i ölüler ülkesi Yomi'de çürüyen İzanami'nin bedeninden çıkıp kaçan varlıklar sayar. Eski kayıtlar bunu doğrulamaz. O bedenin üstünde beliren sekiz yıldırım tanrısından söz edilir, aralarında rüzgâr tanrısı geçmez. Bu anlatı sonraki dönemde, Fucin'in Oni'ye benzeyen korkunç görüntüsünden geriye doğru kurulmuş görünür.
Görünüşü ve Torbası
Resimlerde ve yontularda yeşil tenli, kızıl saçlı, kaplan ya da pars postundan bir peştamal kuşanmış, çıplak ayaklı bir dev olarak görünür. Omzunda, iki ucundan tuttuğu kocaman bir torba taşır. Torbanın ağzı açıldıkça yel çıkar. Hafif esintiden tayfuna kadar her rüzgâr o torbadan gelir ve tanrının duruşu, yeli hangi yöne salacağını seçen bir usta havasındadır.
Bu torba Japonya'da doğmuş bir simge değildir. İzi Yunan mitolojisinin kuzey rüzgârı tanrısı Boreas'a kadar sürülür. Boreas'ın arkasında savrulan giysisi, Büyük İskender'in seferlerinden sonra Orta Asya'nın Yunan etkili Budist sanatında rüzgâr tanrısının iki eliyle başının üstünde tuttuğu bir kumaşa dönüşür. Aynı görüntü İpek Yolu üzerinden Çin'e geçer, orada yeli torbada taşıyan bir tanrıya bağlanır ve sonunda Japonya'ya ulaşır. Fucin, tapımı yerli ama resmi baştan sona yol yürümüş bir tanrıdır.
Raicin ile Çifti
Fucin, yıldırım tanrısı Raicin'den ayrı düşünülmez. İkisi fırtınanın iki yarısıdır ve neredeyse her yerde birlikte betimlenir. Raicin sırtında çember biçiminde dizili davulları tokmaklarla döverek gök gürültüsünü çıkarır, Fucin torbasını açarak yeli salar.
Bu çiftin en tanınmış görüntüsü, on yedinci yüzyılda Tawaraya Sotatsu'nun yaptığı altın yaldızlı iki katlanır paravandır. Sağ kanatta Fucin, sol kanatta Raicin durur, aralarında boş bırakılmış altın bir gök vardır. Yapıt Japon resminin başyapıtlarındandır ve sonraki yüzyıllarda Ogata Korin ile Sakai Hoitsu tarafından yeniden çizilmiştir. Kyoto'daki Sancusangendo tapınağında ise ikisi, bin kollu merhamet tanrıçasının önünde uzanan yontu sırasının iki ucunda ahşap birer heykel olarak bekler. Tokyo'daki Sensoci tapınağının ünlü kapısı da resmî adını bu ikiliden alır. Kapının bir yanında Fucin, öbür yanında Raicin durur.
Tapımı
Rüzgâr tanrısına tapım, her şeyden önce pirinç tarlasını koruma tapımıdır. Başağın dolduğu yaz sonunda gelen tayfun, bir yılın emeğini bir gecede alıp götürür. Bu yüzden yele yalvarmak devletin işi sayılmış, yedinci yüzyıldan başlayarak Nara yakınındaki Tatsuta tapınağında imparator buyruğuyla yılda iki kez rüzgâr töreni yapılmıştır. Tören yağmur istemez, yelin ekine dokunmamasını diler.
İse'deki büyük tapınağın rüzgâr tanrısına ayrılmış iki küçük tapınağı vardır. Bunlar uzun süre sıradan sayılırken, on üçüncü yüzyılda Moğol donanmasını dağıtan fırtınadan sonra dereceleri yükseltilmiştir. Japonların tanrı yeli dediği o fırtına, ülkeyi işgalden kurtaran güç olarak görülmüş ve borcu yeli gönderen tanrıya yazılmıştır. Rüzgâr tanrısı böylece yalnız tarlanın değil, ülkenin de koruyucusu olmuştur.
Rüzgârı ayrı bir tanrıya bağlamak yaygındır, ama her mitoloji ona başka bir ağırlık verir. Sümer'de Enlil yeli yönetmekle kalmaz, tanrıların kralıdır ve buyruğu fırtınayla yürür. Mısır'da Şu havanın kendisidir, göğü yerden ayırıp aralarında durur. Türk mitolojisinde yellerin iyesi Yel Ana dişildir ve esen yelin içinde görülür. Fucin bunların hiçbiri gibi değildir. Ne kraldır ne dünyayı ayakta tutan güçtür, elindeki torbanın ağzını ne kadar açacağına bakan bir hava ustasıdır. Japon anlatısı fırtınanın yönetimini bölüştürmüştür. Denizden gelen azgın fırtına Susanoo'nun, gök gürültüsü Raicin'in, yel ise Fucin'in işidir.