Japon mitolojisinde ölülerin gittiği yeraltı ülkesidir. Adı Yomi no Kuni, yani Yomi ülkesi biçiminde de anılır. Karanlık, kirli ve geri dönüşü olmayan bir yer olarak anlatılır; oraya inen bir kez yaşayanların dünyasına ait olmaktan çıkar.
Bir ceza yeri değildir. Yomi'ye iyiler ve kötüler ayrılmadan herkes iner; orada yargı, tartı ya da ödül yoktur. Korkulan şey acı çekmek değil, kirlenmek ve geri dönememektir. Bu yönüyle sonraki yüzyıllarda Budist etkiyle yerleşen cehennem tasavvurundan bütünüyle ayrıdır.
İzanami'nin İnişi
Ateş tanrısı Kagutsuçi'yi doğururken yanarak ölen İzanami, oraya inen ilk tanrıdır. Ölen ilk varlık olduğu için Yomi'nin de ilk sakini odur; zamanla oranın tanrıçası ve hükümdarı sayılır.
Yomi'nin yemeğinden yiyen kişinin bir daha çıkamayacağı bir kuraldır. İzanami o yemekten yediği için geri dönemez; kocası kendisini almaya geldiğinde bunu söyler ve oranın tanrılarıyla konuşmak için izin ister.
İzanagi'nin İnişi ve Kaçışı
İzanagi, eşini geri getirmek için Yomi'ye iner. İzanami karanlıkta ondan tek şey ister: kendisine bakmamasını. Bekleyiş uzayınca İzanagi tarağının bir dişini koparıp ateşe verir ve karanlığı aydınlatır; gördüğü şey, kurtlanmış ve içine gök gürültüsü tanrıları yerleşmiş bir bedendir.
Görülmenin utancıyla öfkelenen İzanami, ardına Yomi'nin cadılarını salar. İzanagi kaçarken başlığını ve tarağını arkasına atar — biri üzüme, öbürü bambu filizine dönüşüp kovalayanları oyalar. Yolun kenarındaki ağaçtan kopardığı üç şeftaliyi fırlatarak onları püskürtür.
Sonunda iki dünyayı ayıran yokuşa varır ve geçidi kocaman bir kayayla kapatır. Kayanın iki yanında son kez konuşurlar: İzanami her gün bin insan öldüreceğini söyler, İzanagi ise her gün bin beş yüz insan doğuracağını. Ölümle doğumun bu sayısal dengesi, insanların neden hem ölüp hem çoğaldığının açıklamasıdır.
Geçidi kapatan kaya, ölülerin ülkesiyle yaşayanların dünyası arasındaki sınırı kalıcı kılar. O güne kadar iki dünya arasında gidiş geliş vardır; o günden sonra yoktur.
Kir ve Arınma
Yomi'nin en belirleyici yanı bulaştırdığı kirdir. İzanagi geri döndüğünde hemen bir ırmak ağzına gidip yıkanır; üzerinden çıkardığı her giysiden, değneğinden ve kuşağından ayrı bir tanrı doğar. En sonunda sol gözünü yıkarken Amaterasu, sağ gözünden Tsukuyomi, burnundan Susanoo belirir.
Japon inancının en tanınmış üç tanrısının, ölüler ülkesinin kirinden arınma sırasında doğması rastlantı değildir. Şinto düşüncesinde kötülük bir günah değil bir kirlenmedir ve suyla yıkanarak giderilir; bu anlayışın kaynağı doğrudan Yomi anlatısıdır. Tapınaklara girmeden önce el ve ağız yıkama âdeti de aynı köke bağlanır.
Nerede Olduğu
Yomi'ye açılan geçidin yeryüzünde gerçek bir yeri olduğuna inanılır; kaynaklar burayı ülkenin batısındaki bir bölgeye, bugün de aynı adla anılan bir yokuşa bağlar. Bu yönüyle Yomi uzak ve soyut bir öte dünya değil, dünyanın altına ya da kenarına iliştirilmiş bir ülkedir.
Kimi metinlerde aynı yer Ne no Kuni, yani kök ülkesi adıyla geçer ve oraya Susanoo'nun sürüldüğü anlatılır. İki adın aynı yeri mi yoksa birbirine yakın iki ayrı yeri mi karşıladığı tartışmalıdır.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Yeraltının bir ceza yeri değil, herkesin indiği ortak bir karanlık olması Sümer inancıyla birebir örtüşür; Ereşkigal'in ülkesinde de ölüler iyi ya da kötü diye ayrılmaz. İki gelenekte de asıl kural aynıdır: aşağının yemeğine dokunan ya da oraya bir kez yerleşen geri çıkamaz — İnanna ancak yerine birini bırakarak dönebilmiştir.
Türk inancında yeraltı Erlik'in yönettiği Tamu'dur; orası da katmanlara ayrılmış karanlık bir ülkedir ve ölüler oraya iner. Nors anlatısındaki Hel'in diyarı da aynı sıraya girer. Yomi'yi bunlardan ayıran, bıraktığı izin ölüm korkusu değil kirlilik olması ve bu kirin yıkanarak giderilebilmesidir.
Ölen eşin ardından inip onu geri getirememe anlatısı ise Yunan mitolojisinde Orfeus ile yinelenir; orada da kurtuluş tek bir bakışla elden kaçar. İki anlatıdaki yasak aynıdır — geriye bakmak — ve iki anlatıda da yasağı çiğneyen, sevdiğini ikinci kez kaybeder.