Yeraltı dünyasının ve ölülerin hükümdarıdır. Kronos ile Rea'nın oğlu, Zeus ile Poseidon'un kardeşidir. Titanlara karşı kazanılan savaşın ardından evren üç kardeş arasında paylaşıldığında gökyüzü Zeus'a, denizler Poseidon'a, yeraltı ise Hades'e düşmüştür.
Adı hem tanrıyı hem de yönettiği ölüler diyarını karşılar. Ölümün kendisi değil, ölümden sonraki düzenin tanrısıdır; ölüleri cezalandırmakla değil, alemine giren hiçbir ruhun geri dönmemesini sağlamakla ilgilenir. Bu katılığı yüzünden acımasız sayılsa da anlatılarda adaletsiz olarak betimlenmez.
Adının anlamı görünmeyendir. Adını anmanın uğursuzluk getireceğine inanıldığı için ondan çoğu zaman dolaylı sözlerle söz edilir; zenginlik veren anlamındaki Pluton sıfatıyla anılması bu kaçınmanın sonucudur. Sıfat aynı zamanda toprağın altındaki madenleri ve tohumun bereketini de ona bağlar: yerin altı hem ölülerin hem de zenginliğin bulunduğu yerdir.
Ölüler ülkesinin hükümdarı her mitolojide bulunur: Türk anlatısında Tamu'yu yöneten Erlik, Sümer'de Ereşkigal, Nors anlatısında Hel, Japon anlatısında Yomi'ye hükmeden İzanami, Mısır'da ölüleri yargılayan Osiris. Hades'i özellikle Erlik'ten ayıran nokta, kötülüğün kaynağı sayılmamasıdır; o, gök tanrısına başkaldıran bir düşman değil, evreni onunla paylaşan bir kardeştir.
Görünmezlik Başlığı
Titanlara karşı savaşta Uranos'un hapsettiği tek gözlü devler özgür bırakılınca, üç kardeşin her birine bir armağan verdiler: Zeus'a yıldırımı, Poseidon'a üç çatallı mızrağı, Hades'e de takanı görünmez kılan başlığı. Bu başlık sonradan başka tanrıların ve kahramanların da eline geçmiş, savaşta ve tehlikeli işlerde ödünç alınmıştır.
Persefone'nin Kaçırılması
Hades, kardeşi Demeter'in kızı Persefone'ye tutuldu ve onu yeryüzünden alıp yeraltına götürdü. Kızını arayan Demeter toprağın bereketini geri çekti, ekinler kurudu ve yeryüzünde kıtlık başladı.
Araya giren Zeus kızın geri verilmesini istedi. Ancak Persefone yeraltında nar tanesi yediği için oraya bağlanmıştı; yılın bir bölümünü Hades'in yanında, kalanını annesinin yanında geçirmek üzere anlaşıldı. Bu dönüşüm mevsimlerin kaynağı sayılır: Persefone yeraltına indiğinde toprak kısırlaşır, geri döndüğünde bahar başlar.
Yeraltına inen tanrıçanın yılın bir bölümünde geri dönmesiyle mevsimleri açıklamak yalnızca bu anlatıya özgü değildir; Sümer'de İnanna'nın yerine yeraltında altı ay kalan Geştinanna ile Dumuzi'nin değiş tokuşu da aynı düşünceye dayanır.
Yeraltı Dünyası
Ölüler diyarına giriş Stiks ırmağından geçer. Ruhları karşı kıyıya sandalcı Karon taşır; bu yüzden ölülerin ağzına ücret olarak bir sikke konurdu. Kapıyı üç başlı köpek Kerberos bekler, kimsenin içeri girmesine değil, girenin dışarı çıkmasına engel olur.
Stiks yalnızca bir sınır değil, evrenin en ağır yeminidir: bu ırmağın adına ant içen bir tanrı sözünden dönemez. Ölüler ülkesinden geçen başka ırmaklar da vardır; bunlardan Lete'nin suyunu içen ruh, geride bıraktığı yaşamı bütünüyle unutur.
Ülke tek parça değildir. Erdemli ruhlar Elizyum ovalarına, sıradan ruhlar asfodel çayırlarına, tanrılara başkaldıranlar ise en dip bölge olan Tartaros'a gider. Orada cezalar bitmez ve hep aynı biçimde tekrarlanır: Sisifos tepeye çıkardığı kayanın her seferinde geri yuvarlanışını seyreder, Tantalos uzandığı suyun ve meyvenin her defasında elinden kaçtığını görür.
Yeraltına İnenler
Canlı olarak bu diyara girip geri dönebilenler çok azdır. Herakles, son görevinde Kerberos'u yeryüzüne çıkarmış ve Hades'in izniyle onu silah kullanmadan alt etmiştir. Ozan Orfeus ise ölen karısı Evridike'yi geri almak için inmiş, müziğiyle Hades'i ve Persefone'yi yumuşatmayı başarmış, fakat yeryüzüne varmadan arkasına bakmama şartını çiğnediği için karısını yeniden yitirmiştir.
Tapımı
Öbür Olimposluların aksine adına yapılmış tapınağı azdır; ona yönelmek, yaşayanların isteyerek yaptığı bir şey değildi. Kurbanları yukarı değil aşağı sunulurdu: kara renkli hayvanlar kesilir, kanı bir çukura akıtılır, sunu yakılmak yerine toprağa gömülürdü. Ona yakaran kişinin elini göğe değil yere vurması da aynı düşüncenin parçasıdır.