Yunan mitolojisinin en tanınmış kahramanıdır. Zeus ile ölümlü Alkmene'nin oğludur; yarı tanrı doğası olağanüstü gücünün kaynağıdır. Yaşamı boyunca Hera'nın düşmanlığını üzerinde taşımış, çektiği çilelerin sonunda ölümsüzlüğe kavuşarak Olimpos'a kabul edilmiştir. Genellikle omzunda aslan postu, elinde sopasıyla betimlenir.
Kaba kuvvetiyle olduğu kadar öfkesiyle de anılır. Kahramanlığı kusursuz bir erdemden değil, işlediği hataların bedelini ödemekten doğar; on iki görev de bir zaferler dizisi değil, bir kefarettir.
Çocukluğu
Hera, kocasının bu çocuğunu daha beşikteyken öldürmek için iki yılan gönderdi. Bebek yılanları elleriyle boğdu ve olağanüstü gücü ilk kez böyle görüldü. Adının Hera'nın şanı anlamına gelmesi, tanrıçanın düşmanlığını yatıştırmak için verilen bir ad olmasındandır; ancak bu, öfkeyi dindirmemiştir.
On İki Görev
Hera'nın yolladığı bir çılgınlık nöbetinde kendi karısını ve çocuklarını öldürdü. Kendine geldiğinde arınmak için kahine danıştı ve kral Öristeus'un hizmetine girip ondan gelen görevleri yerine getirmesi söylendi. On iki görev bu şekilde ortaya çıktı.
Derisi silah geçirmeyen Nemea aslanını boğarak öldürdü ve postunu zırh olarak kuşandı. Kesilen her başının yerine yenisi çıkan Hidra'yı, yeğeni İolaos'un boyunları ateşle dağlamasıyla alt etti. Erimantos yaban domuzunu canlı yakaladı, Keryneia geyiğini bir yıl kovaladı, Stimfalos kuşlarını Atena'nın verdiği çalpara ile ürkütüp avladı.
Augeias'ın yıllardır temizlenmemiş ahırlarını iki ırmağın yatağını değiştirerek bir günde yıkadı. Girit boğasını, Trakya kralının insan yiyen atlarını ve üç gövdeli Geryon'un sığırlarını getirdi. Amazon kraliçesi Hipolita'nın kuşağını almak üzere yola çıktı; kraliçe kuşağı gönüllü verecekken Hera'nın çıkardığı fitne yüzünden iş çatışmaya döndü.
Son iki görev dünyanın sınırlarındaydı. Hesperid bahçesinden altın elmaları, gökyüzünü omuzlarında taşıyan Atlas'ı kandırarak aldı. En sonunda yeraltına indi ve Hades'in izniyle, silah kullanmadan Kerberos'u yeryüzüne çıkardı.
Görevlerin sırası da anlamlıdır: yakındaki canavarlarla başlar, dünyanın uçlarına uzanır ve ölümün kapısında biter. Kahraman, aşamalı olarak insan dünyasının sınırlarının dışına taşınır.
Diğer Yolculukları
Görevleri dışında da pek çok anlatıda geçer. Kafkas Dağı'nda bir kayaya zincirlenmiş Prometeus'un karaciğerini yiyen kartalı vurarak titanı işkenceden kurtarmıştır. Altın post seferine katılmış, Truva'yı bir kez kuşatmış, tanrılara karşı savaşta Olimposluların yanında yer almıştır.
Ölümü ve Tanrılaşması
Karısı Deyanira, kocasının sevgisini geri kazandıracağına inandığı bir merhemi gömleğine sürdü. Merhem aslında öldürdüğü kentaur Nessos'un zehirli kanıydı. Gömleği giyen Herakles etini yakan acıya dayanamadı ve kendi yaktığı odun yığınının üzerine çıktı. Ölümlü yanı alevlerde yanarken tanrısal yanı Olimpos'a yükseldi; orada Hera ile barıştı ve tanrıçanın kızı Hebe ile evlendi.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Olağanüstü güçlü, canavar öldüren ve dünyanın sınırlarını dolaşan kahraman her mitolojinin merkezindedir. Sümer anlatısındaki Gılgamış onun en yakın akrabasıdır: o da yarı tanrıdır, dev bir yaratığı öldürür, dünyanın ucuna yolculuk eder. Aradaki fark sonlarındadır — Gılgamış ölümsüzlüğü arar ve bulamaz, Herakles onu aramaz ama sonunda kazanır.
Türk anlatısında Oğuz Kağan da daha bebekken gücünü gösterir ve halkını yiyen canavarı öldürerek adını duyurur. Aslan postuyla anılması bakımından ise Basat ile kesişir; onu bir dişi aslan büyütmüştür, Herakles ise aslanı öldürüp postunu kuşanmıştır. Nors anlatısındaki Tor da kaba gücüyle canavarlara karşı duran, yolculukları sınavlarla dolu bir figürdür.
Herakles'i bu figürlerden ayıran yan, kahramanlığının bir cezadan doğmasıdır: gücü kendisine değil, kefaretine hizmet eder.