Lerna bataklığında yaşayan, çok başlı yılan biçimindeki canavardır. Kesilen her başının yerine yenisi çıkması onu öbür canavarlardan ayırır; öldürülemez olmasının sebebi gücü değil, bu yenilenme yeteneğidir. Herakles'in on iki görevinin ikincisinde öldürülmüştür.
Soluğu ve kanı öldürücüdür. Kimi anlatılarda geçtiği yerde bıraktığı izin bile insanı zehirlediği söylenir. Bataklıkta yaşaması ve suyu zehirlemesi, onu bir canavar olduğu kadar bölgenin durgun ve hastalıklı sularının kişileşmiş biçimi gibi de gösterir.
Yunan anlatısında adı, ortadan kaldırılmaya çalışıldıkça çoğalan iş ve dert için bir ölçü olmuştur. Bu kullanım metinlerden eskidir ve bugün de sürer.
Soyu
Babası yüz başlı Tifon, annesi yarı kadın yarı yılan Ekhidna'dır. Kardeşleri arasında yeraltının bekçisi Kerberos, iki başlı köpek Ortos, aslan keçi ve yılanın birleştiği Khimaira ile Nemea aslanı sayılır.
Bir anlatıya göre onu besleyip büyüten Hera'dır. Tanrıça bu canavarı, kocasının ölümlü oğluna bir gün karşı çıkacak bir güç olsun diye bilerek yetiştirmiştir. Böylece yaratık bir rastlantı değil, hazırlanmış bir engel olur.
Lerna Bataklığı
Yaşadığı yer, Argos yakınlarındaki Lerna bataklığıdır. Buradaki suyun dibinin bulunamadığı söylenir ve göl, yeraltına açılan girişlerden biri sayılırdı. Böyle bir yerde oturması anlamlıdır: ölümün kapısının başında, ölmeyen bir yaratık durur.
Bataklığın kendisi de aynı özelliği taşır — ne kara ne sudur, kurutulamaz, sınırı belirsizdir. Çevredeki sürüleri ve insanları yediği, kimsenin oradan geçemediği anlatılır; bölgenin boşalmasına yol açan bu durum, kahramanın gönderilmesinin sebebidir.
Herakles ile Dövüşü
Kral Öristeus'un verdiği ikinci görev bu canavarın öldürülmesidir. Herakles yanına yeğeni İolaos'u alır ve bataklığa gider. Yaratığı ininden çıkarmak için yanan oklar atar.
Dövüşün başında iş umutsuz görünür. Kopardığı her başın yerine iki yeni baş çıkar; kahraman ilerledikçe karşısındaki büyür. Üstelik Hera, onu oyalaması için dev bir yengeç gönderir; hayvan ayağından yakalayınca Herakles onu ezerek öldürür. Tanrıça, kendisi için can veren yengeci gökyüzüne çıkarır ve burçlardan biri onun adını taşır.
Çözümü bulan İolaos olur. Yakındaki koruyu ateşe verir ve kahraman bir başı kestikçe boyun kütüğünü kızgın demirle dağlar. Dağlanan yerden yeni baş çıkmaz; böylece başlar birer birer eksilir.
Geriye kalan tek bir baş vardır ve o ölümsüzdür. Kesildikten sonra da yaşamayı sürdürdüğü için gömülür; üzerine ağır bir kaya yuvarlanıp yol kenarına bırakılır. Canavar böylece öldürülmez, yalnızca bastırılır.
Öristeus bu görevi geçerli saymaz; kahraman işi tek başına yapmamış, yardım almıştır. Yenilmez sayılan yaratığın tek bir insanın gücüyle değil iki kişinin birlikte çalışmasıyla alt edilmiş olması, anlatıya ayrı bir yan katar.
Zehri
Dövüşten sonra Herakles oklarının uçlarını canavarın kanına batırır. Bu oklar bir daha hiç iyileşmeyen yaralar açar ve kahramanın en güçlü silahı olur.
Aynı zehir sonradan dostlarının başına iş açar. Bir çarpışma sırasında yanlışlıkla yaralanan Kentaur Kiron ölümsüz olduğu için ölemez ve dinmeyen acıdan kurtulmak üzere ölümsüzlüğünden vazgeçer.
Sonunda kahramanı öldüren de bu zehirdir. Vurduğu Kentaur Nessos'un kanı okun zehriyle karışmıştır; karısı Deyanira bu kanı bir aşk merhemi sanıp gömleğe sürer ve Herakles o gömleği giydiği için ölür.
Böylece anlatı kendi üzerine kapanır. Canavar öldürüldüğü gün değil, kanı alındığı gün kazanmıştır; kahramanı yenen, yendiği yaratığın kalıntısıdır. Yunan anlatısında bir canavarı öldürmenin çoğu zaman bedeli vardır ve bedel gecikerek ödenir.
Başlarının Sayısı
Kaç başı olduğu kaynaktan kaynağa değişir. En eski metin sayı vermez; sonraki ozanlarda dokuz, elli, yüz gibi sayılar geçer. Yaygınlaşan biçim dokuz baştır ve bunlardan biri ölümsüzdür.
Sayının oturmaması bir tutarsızlık değil, yaratığın kendi niteliğinden gelir: başları sabit olmayan bir canavarın belirli bir sayısı da olamaz. Geç dönemde yazan bir gezgin ise bu canavarın aslında tek başlı büyük bir su yılanı olduğunu, çok başlılığın sonradan eklendiğini söyler. Adı gökyüzüne de verilmiştir; en geniş takımyıldızlardan biri onun adını taşır ve Türkçede Su Yılanı denir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Çok başlı yılanın öldürülmesi anlatısının bilinen en eski örneği Mezopotamya'dadır: yedi başlı bir yılanı öldüren savaş ve tarım tanrısı Ninurta'dır ve mühürlerde başlar birer birer kesilirken betimlenmiştir.
Japon mitolojisinde sekiz başlı ve sekiz kuyruklu Yamata no Oroçi, Susanoo tarafından öldürülür. Aradaki fark yöntemdedir — Yunan kahramanı ateşle uğraşır ve yine de tek başına başaramaz, Japon tanrısı ise yaratığı içkiyle sarhoş edip uykuda parçalar. Birinde zekâ güce eklenir, öbüründe gücün yerini alır.
Türk mitolojisinde ise yalnız çok başlılık değil, kesilen başın yerine yenisinin çıkması da anlatılır. Altay anlatılarındaki Yelbegen ve Kazak ile Kırgız anlatılarındaki Yalmavuz çoğunlukla yedi başlı betimlenir; kahraman başlarını teker teker keser, kimi anlatılarda kesilen yerden yenisi biter ve kaba güç yetmediği için iş kurnazlıkla ya da dışarıdan gelen bir yardımla bitirilir. Bu, Hidra dövüşünün kuruluşuyla neredeyse birebir aynıdır. Ayrıldıkları yer sondur: Hidra bir kez öldürülür ve anlatı kapanır, Yelbegen ise her tutulmada yeniden ortaya çıkar — öldürülmez, yalnızca gürültüyle ürkütülüp yuttuğunu geri bıraktırılır.
Nors mitolojisinde dünyayı çevreleyen yılan Yörmungandr ile Thor'un dövüşü, zehir bakımından buna çok yakındır. Tanrı yılanı öldürür, fakat üzerine püskürttüğü zehir yüzünden birkaç adım atıp yıkılır. İki anlatıda da yılan öldüğü halde zehriyle kazanır.