Argos yöresindeki Tirins ve Mikene kentlerinin kralı, Herakles'e on iki görevi veren kişidir. Perseus'un torunu, Stenelos ile Nikippe'nin oğludur.
Yunan mitolojisinde gücüyle değil, mevkisiyle anılan az sayıda kişiden biridir. Kendisi hiçbir canavarla dövüşmez, hiçbir yolculuğa çıkmaz; yaptığı tek iş buyruk vermektir. Bütün ağırlığı, buyruk verdiği kişinin kim olduğundan gelir.
Anlatı onu korkaklığıyla ve kıskançlığıyla anar. Buna karşın işlevi belirleyicidir: kahramanın on iki görevi onun ağzından çıktığı için vardır ve Herakles'in çilesi de tanrılara değil, bu adama bağlı olmasıdır.
Doğumu ve Krallığı
Kral oluşu kendi başarısı değil, bir hilenin sonucudur. Zeus, ölümlü Alkmene'den olacak oğluyla övünürken, o gün doğacak Perseus soyundan bir çocuğun çevredeki bütün kentlere hükmedeceğine ant içer.
Bunu duyan Hera araya girer. Doğum tanrıçasını göndererek Alkmene'nin doğumunu geciktirir, aynı soydan olan Öristeus'un doğumunu ise erkene aldırır; çocuk yedi aylık doğar. Böylece ant, tanrının umduğu kişiye değil, tanrıçanın seçtiği kişiye işler.
Zeus verdiği sözü geri alamaz. Sözün harfi yerini bulmuştur; anlamı ise tersine dönmüştür. Herakles'in ömrü boyunca bu adamın buyruğuna girmesinin sebebi, doğduğu günün birkaç saatidir.
On İki Görev
Kahraman, Hera'nın gönderdiği bir çılgınlık nöbetinde kendi karısını ve çocuklarını öldürdükten sonra arınmak için kahine danışır; kendisine bu kralın hizmetine girmesi ve ondan gelen işleri yapması söylenir. Görevler böyle başlar.
Verilen işler ilkin on tanedir. Kral bunlardan ikisini geçerli saymaz: Hidra dövüşünde kahraman yeğeni İolaos'un yardımını almış, ahırların temizlenmesinde ise yaptığı iş için ücret istemiştir. Yerine iki görev daha eklenir ve sayı on ikiye çıkar.
Bu itirazlar onun anlatıdaki asıl işlevini gösterir. Kahramanı zorlayan canavarlar değil, bitirdiği işin sayılmamasıdır; çile, tehlikenin değil keyfiliğin karşısında sürer.
Korkaklığı
Kahramanın karşısına çıkmaktan çekinir. Buyruklarını yüz yüze bildirmez; Kopreus adlı bir haberci aracılığıyla ulaştırır. Adı yaklaşık olarak gübreci anlamına gelen bu adamın seçilmesi, anlatının krala bakışını da gösterir.
En bilinen sahnesi, getirilen avların karşısında saklanmasıdır. Erimantos yaban domuzu canlı getirildiğinde ve yeraltının bekçisi Kerberos yeryüzüne çıkarıldığında, kral tunçtan bir küpün içine girip gizlenir ve hayvanın derhal geri götürülmesini ister.
Küpe saklanan kral, Yunan anlatısının en çok resmedilen gülünç sahnelerindendir; vazolarda küpün ağzından yalnız başı görünürken betimlenir. Buyruk verenin gücü ile karşılığını göremeyecek kadar korkması, anlatının kurduğu karşıtlığın özeti gibidir.
Herakles'in Çocuklarına Düşmanlığı
Herakles'in ölümünden sonra da düşmanlığı sürer; bu kez hedef kahramanın çocuklarıdır. Onları yurtlarından sürer, sığındıkları her kente elçi gönderip geri istemekle korkutur.
Çocuklar sonunda Attika'ya sığınır ve orada korunurlar. Kentin onları geri vermeyi reddetmesi üzerine kral ordusuyla üzerlerine yürür; iki taraf savaşa tutuşur.
Anlatının bu bölümü, korumaya sığınanın geri verilmemesi ilkesi üzerine kuruludur. Kralın yenilgisi bir savaş yenilgisinden çok, bu ilkeye çarpmasıdır.
Sonu
Savaşta öldürülür. Kimi anlatılarda onu öldüren Herakles'in oğlu Hillos'tur; kimilerinde ise yaşlanmış olan İolaos, bir gün süreyle gençliğine kavuşturulur ve kaçan kralı yakalayıp öldürür.
Kesik başının Alkmene'ye götürüldüğü anlatılır; oğlunun ömrünü çileyle geçirmesine sebep olan adamın gözlerini yaşlı kadın kendi eliyle oyar.
Attika geleneğinde gömüldüğü yerin kenti koruduğu söylenir; kral, öldüğü topraklara karşı düşmanlıktan vazgeçmiş ve mezarı bir bekçiye dönüşmüştür. Ölümünden sonra yararlı hale gelmesi, ona yakıştırılan bütün niteliklerle birlikte düşünüldüğünde anlatının ona verdiği tek olumlu paydır.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Kahramanı ezen ve onun büyüklüğünü karşıtlığıyla belirleyen bey, Türk anlatısında Köroğlu'nun karşısındaki Bolu Beyi'dir. İkisi de haksızdır, ikisi de kendi elleriyle iş görmez. Aradaki fark kahramanın tavrındadır: Yunan kahramanı buyruğa uyar ve çilesini sonuna kadar çeker, Köroğlu ise başkaldırır ve dağa çıkar. Biri kefaretle, öbürü isyanla kurulur.
Verilen sözün harfine uyulup anlamının tersine çevrilmesi, Sümer anlatısında Enki'nin yöntemidir; o da yeminini teknik olarak bozmadan haberi yerine ulaştırır. İki anlatı aynı düşünceyi taşır: ant bozulmaz, ama içinden yol bulunur. Ayrıldıkları yer sonuçtur — Sümer'de bu ustalık insanı tufandan kurtarır, Yunan'da ise bir kahramanı ömrü boyunca bir korkağın buyruğuna bağlar.