söylence
/türk/albastı
_

Albastı

Albastıya neden olan Albıs ve yeni doğum yapmış bir kadın — Türk Mitolojisi
Albastıya neden olan Albıs ve yeni doğum yapmış bir kadın.
Alvastı, Alpastı, Albasta olarak da bilinir.
Albıs’ın neden olduğu hastalık.

Albıs'ın etkisiyle ortaya çıkan albastı, hem fiziksel hem de ruhsal bir hastalık durumu olarak tanımlanır. Bu kavram, Türk halk inançlarında oldukça önemli bir yer tutar ve farklı varyasyonlarla günümüze kadar ulaşmıştır. Halk dilinde al basması ve albasması adlarıyla da anılır.

Adındaki al, kızıl rengi karşılar. Hastalığa yol açan varlığın kızıla bağlanması, ateşi ve kanı akla getiren bu rengin doğum sonrası tehlikeyle bir tutulmasındandır. Şaşırtıcı olan, aynı rengin korunmakta da kullanılmasıdır: kızıl hem hastalığın adı hem de ona karşı takılan tülbentin rengidir.

Albıs, genellikle yeni doğum yapmış annelere ve bebeklere saldırır. Doğum yapan kadınların, albastıya tutulması sonucunda hastalanacağına veya öleceğine inanılır. Annede ani bir halsizlik, aşırı kan kaybı, ateş ya da korku nöbetleri görülebilir. Yeni doğan bebeklerin uyku sırasında Albıs tarafından boğulabileceği veya hasta edilebileceği düşünülür.

Belirtileri

Albastı, doğum sonrası depresyonun söylencesel bir yorumu olarak da değerlendirilebilir. Belirtileri arasında, aniden gelen yoğun korku ve kaygı, fiziksel yorgunluk ve bitkinlik, aşırı terleme ve ateşlenme, huzursuzluk ve uykusuzluk sayılabilir.

Anlatılarda hastalığın en ağır biçimi, Albıs'ın lohusanın ciğerini alıp suya götürmesiyle açıklanır. Ciğer suya değdiği anda kadının öleceğine inanılır; bu yüzden lohusanın bulunduğu yerden su geçirilmemesi ve suyun başında yalnız bırakılmaması istenir. Bu anlatı, doğum sonrası ani ölümlerin halk arasındaki açıklamasıdır.

Kırk Gün

Tehlikenin doğumdan sonraki kırk gün sürdüğüne inanılır. Bu süre boyunca anne ve bebek hiç yalnız bırakılmaz; yanlarında sürekli biri bulunur, gece ışık söndürülmez ve dışarıdan gelen kişi doğrudan lohusanın yanına alınmaz.

Kırkıncı günün sonunda yapılan kırklama töreniyle tehlikeli dönem kapanır. Anne ve bebek yıkanır, dua edilir ve topluluk arasına yeniden karışılır. Bu tören, hastalığın gerçekten geçtiğini ilan eden bir sınır sayılır.

Kırk gün boyunca sürdürülen bu gözetim, inancın en kalıcı sonucudur: albastı korkusu, lohusanın yalnız bırakılmamasını sağlayan toplumsal bir kural üretmiştir.

Korunma

Halk inanışında, Albıs'tan korunmak için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Bunlar arasında, kırmızı renkli bir kumaşın anneye veya bebeğe yakın tutulması, anne ve bebeğin bulunduğu yere nazar boncuğu asılması, dualar ve muskalar kullanılması yer alır.

Demirin koruyucu sayılması bu uygulamaların en yaygınıdır: yastığın altına kara saplı bıçak, iğne ya da makas konulur, yatağın başucuna süpürge dayanır. Kötücül varlıkların demirden korktuğu inancı, uykuda göğse çöken Karakura'dan korunma yollarında da aynı biçimde görülür.

Ateşin ve ışığın koruyuculuğu da bu döneme özgüdür; lohusa odasında ateşin söndürülmemesi, ocağın iyesi Od Ana inancıyla aynı düşünceye dayanır. Doğumun ve bebeğin koruyucusu Umay da bu günlerde anılan güçler arasındadır.

Sağaltılması

Albastıya tutulanı iyileştirmek, hastalığı kovmak biçiminde anlaşılır. Anadolu'da bu iş için albastı ocağı denilen ocaklara başvurulur; ocaklılık soydan geçer ve sağaltan kişi dua okuyup demir bir araçla hastanın üzerinden geçer, kimi yörelerde kurşun döker.

Bu yaklaşım, hastalığı bedenin bozulması değil, dışarıdan gelen bir varlığın işi sayan anlayışın sonucudur. Aynı mantık, hastalığın kendisiyle ona sebep olan ruhun aynı adı taşıdığı Çor inancında da görülür; ikisinde de iyileşme bir kovma işidir.

Karıştırılmaması Gerekenler

Albastı, ona yol açan varlıkla aynı şey değildir. Varlığın adı Albıs'tır ve halk dilinde alkarısı olarak da anılır; albastı ise onun insanda bıraktığı hastalıktır. Bu ayrım kaynaklarda her zaman korunmaz, iki ad sık sık birbirinin yerine kullanılır.

Lohusalık döneminde anılan bir başka rahatsızlık olan kırk basması da albastıdan ayrıdır. Kırk basması, kırklı iki kişinin ya da iki lohusanın karşılaşmasından doğduğuna inanılan bir hâldir; albastı ise doğrudan bir varlığın musallat olmasıdır.

Başka Mitolojilerde Lohusa Korkusu

Doğum sonrası dönemin tehlikeli sayılması ve bunun bir varlığa bağlanması yaygındır. Japon anlatılarında doğum sırasında ölen kadının ruhu ubume adıyla anılır; geceleri kucağında bebeğiyle görünür ve karşılaştığı kişiden çocuğunu tutmasını ister. Orada tehlike, lohusaya musallat olan bir varlıktan değil, lohusanın kendisinin dönüştüğü varlıktan gelir.

Mısır'da ise korunma öne çıkar: doğum odasında anneyi ve bebeği gözettiğine inanılan cüce görünüşlü koruyucu Bes'in tasvirleri yatağın başına konur, muskalar takılırdı. Kızıl tülbent ve nazar boncuğuyla kurulan Türk uygulamasının yaptığı iş de aynıdır: kırk günlük tehlikeyi bir nesneyle sınırlamak.

Bağlantı grafiği

Bu maddenin bağlandığı ve buraya bağlanan 11 madde, aralarında 30 bağlantı.

Paylaş

Bu madde paylaşıldığında aşağıdaki kartla görünür; bir ucun üzerine gelince o ucun kartı gösterilir.