söylence
/sümer/şamhat
_

Şamhat

Şamhat — Sümer Mitolojisi
Şamhat.
Şamkat olarak da bilinir.
Enkidu'yu insan dünyasına kazandıran kadın.

Gılgamış destanında geçen, bozkırda hayvanlarla yaşayan Enkidu'yu insan topluluğuna kazandıran kadındır. Tanrıça değildir, olağanüstü hiçbir yanı da yoktur. Anlatıdaki ağırlığı, karşısındakini bütünüyle değiştirebilmesinden gelir.

Uruk kentinde, İnanna'nın tapınağı Eanna'ya bağlı kadınlardandır. Kente ayak basmamış bir varlığı kentin diline ve düzenine bağladığı için, destanda uygarlığın kendisini temsil eden kişi sayılır. Yaptığı iş baştan çıkarma olarak anlatılır, sonucu ise eğitimdir.

Ona verilen görev sayesinde Enkidu insan olur, ama insan olduğu için de ölür. Destan bu ikisini birbirinden ayırmaz.

Adı ve Konumu

Adı Akadça gürleşmek, bolca büyümek anlamındaki bir kökten gelir ve alımlı, gürbüz olan diye karşılanır. Eski Babil dönemi yazmalarında ad Şamkat biçiminde geçer.

Metinde kadına verilen unvan harimtudur. Bu söz uzun süre tapınak fahişesi diye çevrilmiş, kadın da tanrıça adına birleşmeye giren bir rahibe gibi anlaşılmıştır. Bu okuma bugün tartışmalıdır. Sözün bir mesleği değil, bir hanenin dışında kalan, kocaya ya da babaya bağlı olmayan kadını gösterdiği ileri sürülür. Mezopotamya'da kutsal fahişelik diye bir kurumun bulunduğu görüşü de aynı biçimde eleştirilir. Yine de sözü fahişe diye karşılayan görüş büsbütün terk edilmiş değildir.

Bu tartışma maddenin anlaşılmasını doğrudan etkiler. Anlatı onu tapınak adına konuşurken göstermez, kralın buyruğuyla ve bir avcıyla birlikte yola çıkar. Yaptığı işin kutsal bir tören mi yoksa kentin gönderdiği bir görev mi olduğu metinden kesin olarak çıkarılamaz.

Bozkıra Gidişi

Otlağa tuzak kuran bir avcı, kapanlarını bozan yabanıl varlığı görüp korkuya kapılır. Babasının öğüdüyle Uruk'a gider ve kraldan yardım ister. Kralın verdiği karşılık bir silah ya da adam değildir, tapınaktan bir kadın alıp geri dönmesini söyler.

İkisi üç günlük yolu yürüyüp hayvanların su içtiği yere varır ve beklerler. Sürü suya indiğinde avcı kadına ne yapacağını söyler. Kadın giysisini açar, karşısındaki de sürüsünü bırakıp ona gelir.

Birliktelik altı gün yedi gece sürer. Kimi yazmalar bu süreyi bir kez daha yineler. Ardından yabanıl adam sürüsüne dönmek ister, ama ceylanlar ondan ürküp kaçar. Eski hızını yitirmiştir, karşılığında anlayışı genişlemiştir. Geri dönüp kadının ayakları dibine oturur ve onu dinler. Destanda insanlaşma bu dinleme anıyla başlar.

Uygarlığa Getirişi

Kadın ona artık bir tanrı gibi olduğunu, hayvanlarla bozkırda dolaşmasının bir anlamı kalmadığını söyler ve onu kente çağırır. Uruk'u, tapınağı ve kentin gücüne kimsenin karşı koyamadığı kralı anlatır. Kralın onu daha gelmeden düşünde gördüğünü de aktarır. Gökten düşen yıldız ile yanı başında bulunan balta düşleri, gelecek olan yoldaşı önceden haber vermiştir.

Yola çıkarken giysisini ikiye böler, yarısını ona giydirir ve elinden tutup çobanların konağına götürür. Orada önüne ekmek ile bira konur, ikisini de tanımaz. Kadın ekmeğin yaşamın dayanağı, biranın ülkenin göreneği olduğunu söyler. Adam ekmeği yer, birayı içer, keyiflenip şarkı söyler. Sonra gövdesini yıkar, tüylerini kesip yağlanır ve giysisini kuşanır. Böylece bir insan gibi görünür.

Uygarlığın burada sayılan işaretleri ekmek, bira, yağ ve giysidir, kadının öğrettiği de bunlardır. Bir süre sonra çobanların sürüsünü aslana ve kurda karşı beklemeye başlar, yani bir zamanlar arasında yaşadığı hayvanların karşısına geçer. Kente varışı ve kralla güreşi bu dönüşümün ardından gelir.

İlenci ve Duası

Yoldaşlık Huvava'nın ve Gök Boğası'nın öldürülmesiyle sürer. Tanrılar bunun karşılıksız kalamayacağına hükmedince ölecek olan Enkidu olur. Yatağa düşen adam, ölümünü bozkırdan koparılmış olmasına bağlar ve önce avcıya, sonra kadına ilenir.

İlenç ağırdır. Ona bir ev kuramamasını, kendi çocuğunu sevememesini, durağının yol ağzı, yatağının çorak toprak olmasını diler. Ayık olanın da sarhoş olanın da yüzüne vurmasını ister.

Güneş tanrısı Utu gökten seslenip karşı çıkar. O kadın olmasa tanrılara yaraşır ekmeği, krallara yaraşır içkiyi ve sırtındaki güzel giysiyi hiç tanımayacaktı. Dahası Gılgamış'ın dostluğunu da hiç bilmeyecek, ardından bütün kent yas tutmayacaktı.

Bunun üzerine öfkesi diner ve ilencini geri alır. Ağzından çıkanı bu kez tersine çevirip kadına dua eder. Beylerin ve büyüklerin onu sevmesini, yolunu gözleyenlerin sabırsızlanmasını, yedi çocuk doğurmuş bir kadının onun yüzünden bırakılmasını diler. Böylece destan, uygarlığa geçişin hem kazanç hem yitim olduğu yargısını iki kez, karşıt biçimde söyletir.

Anlatıdaki Yeri

Sümerce yazılmış eski Gılgamış şiirlerinde bu kadın yoktur. Yabanıl adamın kadın eliyle insanlaştırılması, destanın Akadça derlenmiş bütünlüklü sürümünde ortaya çıkar. Şiirlerdeki Enkidu kralın buyruğundaki adamdır, bozkırdan getirilmiş bir denk değildir. Dolayısıyla bu kişi anlatının en eski katmanına değil, ona anlamını veren katmana aittir.

Metnin ona yüklediği iş, gövdesiyle bir varlığı bulunduğu yerden çıkarmaktır. Aynı işleyiş Japon anlatısında Ame no Uzume'nin mağara önündeki oyununda görülür. Orada da açılan bir gövde, kapanmış bir varlığı dışarı çağırır ve dünyanın düzeni buna bağlanır. Ayrıldıkları yer sonuçtur. Japon anlatısında ışık geri gelir, Mezopotamya anlatısında ise dışarı çıkan varlık bir daha eski yerine dönemez.

Ters yönden bakıldığında Yunan anlatısındaki Kirke ile karşılaştırılabilir. Kirke insanları hayvana çevirir, bu kadın ise hayvan gibi yaşayanı insana çevirir. İkisi de bunu bir konuk sofrası ve bir yatak üzerinden yapar. Aradaki fark, birinin uğradığı yeri tuzak, öbürünün eşik saymasıdır.

Bağlantı grafiği

Bu maddenin bağlandığı ve buraya bağlanan 9 madde, aralarında 26 bağlantı.

Paylaş

Bu madde paylaşıldığında aşağıdaki kartla görünür; bir ucun üzerine gelince o ucun kartı gösterilir.