Mezopotamya anlatısında bozkırda hayvanlarla birlikte büyüyen, sonradan insan topluluğuna katılan ve Gılgamış'ın en yakın yoldaşı olan kişidir. Bir tanrı değildir; tanrılar tarafından belirli bir amaçla yaratılmış bir insandır.
Anlatıdaki işlevi iki katlıdır. Önce kralın karşısına çıkarılan bir denk, sonra onun tek dostudur; ölümü ise destanın bütün ikinci yarısını başlatan olaydır. Gılgamış'ın ölümü aramaya çıkması, kendi ölümünü değil bu ölümü görmüş olmasındandır.
Adının anlamı kesin değildir; Enki'nin yarattığı ya da iyi yerin efendisi biçiminde okunması önerilmiştir. Hiçbiri kesinleşmiş değildir.
Yaratılışı
Uruk halkı kralın zorbalığından yakınınca göğe seslenir. Gök tanrısı An, ana tanrıça Ninhursag'a — bu anlatıda Aruru adıyla anılır — krala denk bir varlık yaratmasını buyurur.
Tanrıça elini yıkayıp bir parça kil koparır ve bozkıra atar. Böylece doğan varlık, tapınakta değil yaban otlağında gözünü açar.
Betimlemesi bir hayvanla insan arasındadır: gövdesi baştan aşağı kıllıdır, saçları tahıl tanrıçası Nisaba'nınki gibi gür ve dalgalıdır, giysi bilmez. İnsanı hayvandan ayıran hiçbir şeyi taşımaz, ama insan biçimindedir.
Bozkırdaki Yaşamı
Ceylanlarla birlikte otlar, onlarla birlikte otlanır ve aynı su başında su içer. Sürünün bir üyesi gibi yaşar; hayvanlar ondan ürkmez.
İlk çatışması insanlarla olur. Otlağa tuzak kuran bir avcının çukurlarını doldurur, kapanlarını söker, yakalanan hayvanları salıverir. Avcı ne bir canavarla ne de bir adamla uğraştığını anlar; korkup babasına danışır, o da onu kente, kralın yanına yollar.
Anlatının bu bölümü, insanın doğaya kurduğu düzenle bu varlığın karşıtlığı üzerine kuruludur. Yaptığı kötülük değildir; yalnızca kendi sürüsünü korumaktadır.
Şamhat
Kral, avcıya tapınaktan Şamhat adlı kadını yanına almasını ve onu su başında beklemesini söyler. Kadın orada onunla altı gün yedi gece kalır.
Bunun ardından her şey değişir. Sürüye döndüğünde ceylanlar ondan kaçar; artık onlardan biri değildir. Eski hızını yitirir, ama karşılığında anlama gücü kazanır.
Kadın onu insan yiyeceğiyle tanıştırır: ekmek yemeyi ve bira içmeyi öğrenir, yıkanır, yağlanır, giydirilir. Bir süre çobanların yanında kalıp sürüyü aslana ve kurda karşı bekler — daha önce yanında yaşadığı hayvanların karşısında durmaya başlar.
Bu bölüm, Mezopotamya düşüncesinde uygarlığın ne sayıldığını gösterir: ekmek, bira, giysi ve yağ. Uygarlaşmanın bedeli de açıkça yazılır — kazanılan akıl, yitirilen yabanıllıkla ödenir.
Gılgamış ile Karşılaşması
Kral, bu varlığın geldiğini önceden düşünde görür. Gökten üzerine düşen ve kaldıramadığı bir yıldız ile yanında bulduğu bir baltayı sever gibi sevdiğini anlatır; düşü yorumlayan anası Ninsun, gelecek olanın ona denk bir yoldaş olduğunu söyler.
Karşılaşma Uruk'ta olur. Kralın gelin odasına girme hakkını kullanmak üzere olduğu bir gecede, kapıya dikilip yolunu keser. İkisi güreşir; kapı kirişleri sarsılır, duvarlar titrer, kimse kesin üstünlük sağlayamaz.
Dövüşün sonunda kavga değil dostluk çıkar. Birbirini öpüp kucaklarlar ve o günden sonra ayrılmazlar. Yaratılış amacı kralı yenmekti; onu durduran şey ise yenmesi değil, denk olmasıdır.
Yoldaşlığı
Birlikte sedir ormanına giderler. Ormanın bekçisi Huvava aman dilediğinde acımayı öneren kral, öldürmeyi söyleyen ise Enkidu olur; bekçi de ölürken ona ilenir.
Uruk'a dönüşte kral, İnanna'nın evlenme teklifini geri çevirir. Öfkelenen tanrıçanın gönderdiği Gök Boğası ile dövüşürler; hayvanı boynuzundan tutup tutan Enkidu'dur ve öldürdükten sonra budunu kesip tanrıçanın üzerine fırlatır.
Bu iki iş, ölümünün gerekçesi olacaktır. Yoldaşlığın onu yükselttiği yer, aynı zamanda onu bitiren yerdir.
Ölümü
Tanrılar kurulunda, ormanın bekçisiyle Gök Boğası'nın öldürülmesinin karşılıksız kalamayacağı söylenir. Ölecek olanın Enkidu olmasına Enlil hükmeder; güneş tanrısı Utu karşı çıkar ama sözü geçmez.
Yatağa düşer ve bir düş görür: aşağıda, tozdan bir evde, kuş gibi tüylü giysiler giymiş ölüler oturmaktadır; bir zamanlar taç taşıyanlar orada taçsız ve hizmetkârdır. Gördüğü yer, herkesin aynı yoksullukta olduğu ölüler diyarıdır.
Öfkeyle önce kendisini bozkırdan koparanlara ilenir: avcıya ve Şamhat'a. Utu araya girip ona sorar — o kadın olmasaydı ekmeği, giysiyi ve bu dostluğu hiç tanıyacak mıydı? Bunun üzerine ilencini geri alır ve kadına dua eder.
On iki gün hastalıktan sonra ölür. Kral yasa boğulur, saçını yolar, hayvan postuna bürünüp bozkıra düşer; anlatının söylediğine göre burnundan bir kurt düşene kadar onu gömmeye razı olmaz. Ölümsüzlük arayışı bu andan sonra başlar.
Sümerce Anlatılarda
Akadça destandan eski olan Sümerce şiirlerde durumu ayrıdır. Orada kralın dostu değil, buyruğundaki adamıdır; eşit yoldaş olması sonraki Akadça anlatının getirdiği değişikliktir ve destanın bütün anlamı bu değişikliğe dayanır.
Bu şiirlerin birinde yeraltına düşen oyun araçlarını almak için aşağı iner. Uyarıldığı yasakları çiğnediği için ölüler ülkesi onu bırakmaz. Enki ile Utu'nun açtığı bir delikten ancak gölgesi yukarı çıkabilir; dostuyla kucaklaşamaz, yalnız aşağıda gördüklerini anlatır. Anlattığı düzen katıdır: çok oğlu olanın rahat, kimsesizin ise aç ve susuz olduğu bir yerdir orası.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Hayvanlar arasında büyüyüp sonradan insan topluluğuna katılan kahraman Türk anlatısında Basat'tır; onu da bir dişi aslan büyütmüş, obaya döndürüldüğünde insan gibi değil hayvan gibi davranıyordur. İki anlatı da yabanıllığın bir eksiklik değil bir güç kaynağı sayıldığında birleşir. Ayrıldıkları yer sondur: Basat insan dünyasına katılıp orada kalır ve obasını kurtarır, Enkidu ise katıldığı dünyanın kurallarına yakalanıp ölür.
Ölümüyle kahramanı değiştiren dost, Yunan anlatısında Patroklos'tur; onun ölümü de kahramanı yasa boğar ve anlatının yönünü büsbütün çevirir. Aradaki fark, yasın nereye gittiğidir: Yunan kahramanı öcünü almaya gider, Gılgamış ise öç alacak kimse bulamaz — karşısındaki ölümün kendisidir. Bu yüzden biri savaşla, öbürü bir yolculukla kapanır.