Dede Korkut anlatılarında geçen Oğuz beyidir. Aruz Koca'nın büyük oğlu, Tepegöz'ü öldüren Basat'ın ağabeyidir. Adı en çok, kendisinin değil başkalarının anlatısında geçer: kardeşinin öcünü aldığı kişi ve Deli Dündar'ın babası olarak anılır.
Kitapta kendisine ayrı bir bölüm ayrılmamıştır. Buna karşın anlatının işleyişi bakımından belirleyicidir; onun ölümü, Basat'ı Tepegöz'ün üzerine yollayan sebeptir.
Soyu ve Adı
Babası, Oğuz beylerinin ileri gelenlerinden Aruz Koca'dır. Küçük kardeşi bebekken bir baskında kaybolup bir dişi aslan tarafından büyütülmüş, yıllar sonra obaya geri getirilmiştir. Kardeşe ad konurken söylenen söz, ağabeyin adını dayanak alır: büyük kardeşin adının Kıyan Selçuk olduğu, küçüğün adının da Basat olacağı bildirilir.
Bu sıralama küçük bir ayrıntı gibi görünse de anlatının kuruluşunu gösterir. Adı önce var olan odur; kahramanın adı, onun adının yanına konarak verilir.
Adı iki parçadan oluşur. Kıyan, Türk anlatı geleneğinde başka yerlerde de karşılaşılan bir addır; Ergenekon destanında vadiye sığınan iki kişiden birinin adı da budur. İki figürün birbiriyle ilgisi yoktur, aynı ad ayrı anlatılarda ayrı kişilere verilmiştir.
Tepegöz Anlatısındaki Yeri
Bir peri kızı ile bir çobanın oğlu olan Tepegöz, obanın içinde büyütüldükten sonra Oğuz ülkesini kasıp kavurmaya başlar. Silah işlemeyen bu yaratığın karşısına çıkan beyler birer birer telef olur ve metin bunları ad ad sayar: Alp Rüstem şehit düşer, Salur Kazan'ın kardeşi Kara Göne elinde helak olur, demir giyimli Mamak ile bıyığı kanlı Bügdüz Emen aynı sonu paylaşır; ak sakallı Aruz Koca ise kan kusar.
Kıyan Selçuk da bu yıkımda ölenler arasındadır. Ölümü metinde ödü yarıldı sözüyle anlatılır; yani karşısındakinin dehşetinden safra kesesi patlamış, korkudan can vermiştir. Dövüşerek değil, dayanamayarak ölmesi onu öbür kurbanlardan ayırır.
Buna karşın anlatı ölümü yine de yaratığın üstüne yazar. Basat mağarada Tepegöz'ün karşısına dikildiğinde ona, ak sakallı babasını ağlattığını ve kardeşi Kıyan'ı öldürdüğünü sayar; öcün gerekçesi budur.
Böylece adı, anlatının düğümünü kuran yerde durur. Oğuz beylerinin uğradığı toplu yıkım tek başına yetmez; kahramanı harekete geçiren, ölenlerden birinin kendi ağabeyi olmasıdır.
Oğlu Deli Dündar
Oğlu, Oğuz beyleri arasında sayılan Deli Dündar'dır. Kitapta beyler sıralandığında bu bey hep Kıyan Selçuk oğlu denerek anılır; adın kitap boyunca yaşaması bu kalıp sayesindedir.
Deli Dündar'ın, adı benzeşen Deli Dumrul ile ilgisi yoktur; ikisi ayrı boyların ayrı kişileridir. Oğuz adlandırmasında deli sözcüğü akıl eksikliğini değil, gözü karalığı ve pervasızlığı anlatır.
Bir Ad Olarak Var Olmak
Kıyan Selçuk, Dede Korkut kitabında konuşmayan, iş yapmayan, yalnızca anılan kişilerdendir. Varlığı iki bağa dayanır: birinin ağabeyi, birinin babasıdır.
Sözlü anlatı geleneğinde bu boşluk bir eksiklik sayılmaz. Bir adın yaşaması için kendi anlatısının olması gerekmez; başkasının anlatısında düzenli olarak anılması yeter. Oğuz beylerinin çoğu kitapta böyle durur — babasının adıyla birlikte söylenen bir ad olarak.
Başka Anlatılardaki Karşılığı
Tepegöz anlatısının Yunan mitolojisindeki en yakın akrabası, Polifemos'un mağarasıdır. İki anlatı arasındaki en belirgin ayrımlardan biri tam burada görülür: Yunan anlatısında dev tarafından yenenler adsız yoldaşlardır, Oğuz anlatısında ise ölenlerin adı tek tek sayılır ve içlerinden biri kahramanın kendi ağabeyidir. Bu yüzden biri bir kaçış, öbürü bir kan davası olur.
Yakınının ölümünün kahramanı yola çıkarması Sümer anlatısında da vardır; Enkidu'nun ölümü Gılgamış'ın bütün yolculuğunu başlatır. Aradaki fark, o ölümün öç değil yas doğurmasıdır: biri ölümün sebebini öldürmeye gider, öbürü ölümün kendisinden kaçmaya.