Yeryüzünün altında bulunduğuna inanılan tatlı su okyanusudur. Kaynakların, kuyuların, ırmakların ve bataklıkların suyu buradan gelir. Sümer metinlerinde Abzu biçiminde geçer ve bir tanrı değil, bir yerdir; sahibi ve yöneticisi bilgelik tanrısı Enki'dir. Apsu, adın Akadca söylenişidir.
Ad, Sümercede su ve derin anlamına gelen iki sözcüğün birleşmesinden kurulur; karşılığı doğrudan derin sudur. Metinlerde aynı yer için kullanılan bir başka ad da Engur'dur.
Mezopotamya evren tasavvurunda yeryüzü, bu tatlı su kütlesinin üzerinde durur. Kuyu kazıldığında suya ulaşılması, bu inancın gündelik kanıtı sayılırdı. Denizin tuzlu suyundan ayrı düşünülür; ikisi karışmaz.
Enki'nin Yurdu
Enki'nin sarayı bu suların dibindedir. Tanrının tasvirlerinde omuzlarından iki yana akan ve içinde balıkların yüzdüğü su, doğrudan buraya işaret eder. Anlatılara göre Enki, insanlar yaratılmadan çok önce de burada yaşamaktaydı; annesi ilk suların tanrıçası Nammu ile eşi Damgalnuna da bu suların sakinleri sayılır.
Aynı ad, tanrının Eridu kentindeki tapınağına da verilmiştir. Tapınak, gerçek bir bataklığın kıyısına, altında derin suyun bulunduğuna inanılan yere kurulmuştur; kazılarda burada üst üste yapılmış, Sümer'in en eski tapınak katmanlarına inen yapılar bulunmuştur. Ayrıca tapınak avlularında bulunan, arınma törenlerinde kullanılan su havuzu bu adla anılırdı; havuz, yeraltındaki büyük suyun küçültülmüş bir örneği sayılırdı.
Büyü ve Arınma
Büyü ve arınma metinlerinde sık sık bu suyun adı geçer. Hastalık kovmakta ve kirlenmiş sayılanı temizlemekte kullanılan suyun oradan geldiğine inanılırdı. Bilginin ve büyünün kaynağı da aynı yerdir; Enki'nin bilgeliği, sahibi olduğu bu derin sularla bağdaştırılır.
Tapınakta ilahi okuyan rahipler arınmayı bu havuzun başında yaparlardı. Törenin dayandığı düşünce, tapınaktaki suyun yeraltındaki asıl suyla aynı su olmasıdır: rahip elini havuza daldırdığında evrenin altındaki derinliğe dokunmuş sayılırdı.
Yaratılıştaki Yeri
Sümer anlatılarında insanın yaratılışı da burada geçer. Tanrılar çalışmaktan yorulup şikâyet edince, uyuyan Enki'yi annesi Nammu uyandırır; tanrı, bu suların kıyısındaki kilden insanın biçimlendirilmesini öğütler ve iş Ninhursag'ın eliyle tamamlanır. İnsanın hamuru, tanrının yurdundaki sulu topraktır.
İnanna yeraltına inip orada can verdiğinde, onu kurtaracak iki varlığı Enki yine burada yaratır; tırnağının altındaki kirden yoğurduğu bu iki elçi, ölüm ülkesine girip tanrıçayı geri getirir. Uygarlığın kurallarını taşıyan meler de bu suların dibinde saklanır; İnanna onları Eridu'da Enki'den alıp kendi kentine götürür.
Bu anlatıların ortak yanı, Apsu'nun yalnızca bir su kütlesi değil, yaratmanın ve bilginin çıktığı yer olmasıdır. Yeryüzünü besleyen tatlı suyun kaynağı olması, onu aynı zamanda yaşamın ve bereketin de temeli yapar.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Dünyanın altında ya da çevresinde duran ilk suyun bulunması yaygın bir tasavvurdur. Mısır'da her şeyin içinden çıktığı hareketsiz ilk su Nun'dur; Atum o suların içinden kendi kendini var ederek yükselir. Aradaki fark, Nun'un yaratılıştan önceki boşluğu, Apsu'nun ise yaratılıştan sonra da yerinde duran ve hâlâ kuyulara su veren bir yer olmasıdır.
Türk mitolojisinde de yeryüzünün altında bir su tasavvuru vardır; orada yaşadığına inanılan ejder benzeri Abra ve Yutpa, bu derinliği tehlikeyle anar. Yeryüzündeki her pınarın ayrı bir sahibi olduğunu söyleyen Su İyesi inancı ise suyun tek bir kaynağa bağlanmaması bakımından Apsu'dan ayrılır.