Irmakların, göllerin, pınarların ve kuyuların iyesi, yani onları koruyan ve onlara sahip olan ruhtur. Türk inancında her su kaynağının ayrı bir iyesi olduğu düşünülür; suyun bereketi de tehlikesi de bu ruha bağlanır. Kimi anlatılarda yaşlı bir kadın ya da erkek, kimilerinde suda yaşayan bir hayvan biçiminde betimlenir.
Su, Türk mitolojisinde yaşamın kaynağı sayıldığı için ona sahip olan ruh da saygı gören varlıklardandır. Suyun berrak akması, balığın bolluğu ve kuyunun kurumaması iyenin hoşnutluğuna; sel, boğulma ve kuruma ise öfkesine yorulurdu.
Suya Saygı
Su iyesine gösterilen saygı, doğrudan suya gösterilen davranışla ölçülürdü. Suya tükürmek, pınarı ve akarsuyu kirletmek, içine pis şey atmak yasaktı; bunların iyeyi incittiğine ve hastalık ya da kuraklık getireceğine inanılırdı.
Su başlarında saygılı davranmak, geçerken izin diler gibi olmak, kaynaktan alınan suyun karşılığında küçük adaklar bırakmak yaygın bir uygulamaydı. Bu davranışlar, suyu kullanırken onun sahibini gözetme düşüncesine dayanır.
Koruyucu ve Tehlikeli Yönü
Su iyesi çift yönlü bir güçtür. Kendisine saygı göstereni korur, ona su ve balık verir, tarlasını sular. Buna karşılık suyu kirleten ya da ölçüsüz davranan kişiyi cezalandırır; onu suya çeker, boğar ya da kaynağını kurutur. Suda boğulmaların kimi zaman iyenin öfkesine bağlanması bu inançtandır.
Yeraltındaki büyük sularda yaşayan ejder benzeri Yutpa ve Abra gibi varlıklar da bu su dünyasına aittir. Su iyesi bu yıkıcı yaratıklardan ayrı, suyun koruyucu ve düzenleyici ruhu olarak düşünülür.
İnanç İçindeki Yeri
Su iyesi, yer-su iyeleri denilen daha geniş bir topluluğun parçasıdır. Eski Türk inancında yer ve su birlikte anılır; kutsal sayılan topraklar ve sular Yer-Su adıyla bir bütün olarak düşünülür ve bu güçlerin ülkeyi koruduğuna inanılırdı.
Toprağın bereketini temsil eden Etügen ile birlikte, su iyesi de yeryüzünü yaşanır kılan güçler arasında sayılır. Gökten inen yağmurun yeryüzündeki sulara karışması, gök ve yer arasındaki bu bağın bir görünümü olarak yorumlanır.