Yunan anlatısında pınarların, ırmakların, ağaçların, dağların ve koruların dişi ruhlarıdır. Tanrı sayılmazlar, ölümlü de değildirler; ikisinin arasında bir yerde dururlar. Sayıları belirsizdir ve tek tek adları çoğu zaman bilinmez.
Onları tanrılardan ayıran, bir yere bağlı olmalarıdır. Tanrı her yerde etkilidir, nimfe yalnız kendi pınarında, kendi ağacında, kendi dağındadır. O yer yok olursa varlığı da sona erer. Yunan inancında doğanın canlı ve dolu sayılmasını sağlayan asıl düşünce budur.
Adı
Yunanca sözcük, evlenme çağındaki genç kadın ve gelin anlamına gelir. Ad böylece hem bu ruhları hem de sıradan bir genç kadını karşılar; ikisi arasındaki geçiş metinlerde her zaman açık değildir.
Bu adlandırma onlara yüklenen niteliği de belirler: genç, güzel ve hep aynı yaşta kalan dişiler olarak anlatılırlar. Yaşlanmazlar, ama sonsuz da yaşamazlar.
Türleri
Bağlı oldukları yere göre ayrılırlar. Tatlı suların, pınarların ve ırmakların ruhları Nayad, denizin ruhları Nereid, dünyayı çevreleyen ırmak Okeanos'un kızları Okeanid adıyla anılır.
Karada ise ağaçların ruhları Driyad, dağların ve kayalık yamaçların ruhları Oread diye ayrılır. Vadilerin, otlakların ve kutsal koruların kendi adlarıyla anılan ruhları da vardır. Bu ayrımlar kaynaklarda katı değildir; aynı ruh farklı metinlerde farklı öbeğe konabilir.
Bir bölümü doğrudan doğuş anlatılarına bağlanır. Gök tanrısı Uranos'un kanının yeryüzüne düştüğü yerde doğan dişilerin dişbudak ağaçlarına bağlı olduğu söylenir; böylece belli bir ağaç türü belli bir soyla anılır.
Ağaçla Birlikte Ölenler
Ağaç ruhlarının bir bölümü ağacından ayrı düşünülemez. Bunlar ağaçlarının içinde yaşar, ağaç büyüdükçe yaşar ve ağaç kesildiğinde ölürler. Yunan anlatısında bir varlığın ölümünün bu kadar somut bir nesneye bağlanması az görülür.
Bu yüzden ağaç kesmek dinî bir tehlike sayılır. Kutsal bir koruda balta vurmanın cezasız kalmadığı, kesen kişinin açlıkla ya da hastalıkla cezalandırıldığı anlatılır. Doğanın korunması burada bir kural olarak değil, bir korku olarak işler.
Onların ömrünün insanınkinden çok uzun ama tanrıların ömründen kısa olduğu erken kaynaklarda açıkça söylenir. Uzun yaşamak ile ölümsüzlük arasındaki fark, Yunan anlatısında tanrı ile tanrı olmayan arasındaki asıl sınırdır.
Tanrıların Yanında
Çoğu zaman tek başına değil, bir tanrının çevresinde anılırlar. Avcı tanrıça Artemis'in dağlarda dolaşan bölüğü onlardan kurulur ve bu bölüğe girenden bekârlık istenir; sözünü bozan cezalandırılır.
Şarap tanrısı Dionisos'un çocukluğunda ona bakan dadılar da nimfelerdir. Keçi ayaklı Pan ile Satir'ler ise onları kovalayan taraftır; anlatıların büyük bölümü bu kovalamaca üzerine kuruludur ve kaçan çoğu zaman biçim değiştirerek kurtulur.
Tapımı
Tapımları tanrılarınki gibi büyük tapınaklarda değil, doğrudan bağlı oldukları yerde yapılır. Pınar başları ve mağaralar onlara ayrılır; bu yerlere süt, bal, zeytinyağı ve çiçek bırakılır, hayvan kurbanı seyrektir.
Onlara özgü bir hâl de vardır: bir kişinin nimfeler tarafından kapıldığına ve bundan sonra kendinden geçmiş biçimde konuştuğuna, geleceği söylediğine inanılır. Bu durum bir hastalık değil, bir seçilme sayılır. Kapılan kişi çoğu zaman o pınarın bakıcısı olur.
Adı Bilinenler
Anlatıya konu olan birkaçının adı bilinir. Bir adada yaşayan ve kendisine sığınan kahramanı yıllarca yanında tutan Kalipso, konuşma yeteneğini yitirip yalnızca duyduğu son sözleri yineleyebilen Ekho, kendisini kovalayan tanrıdan kaçarken defne ağacına dönüşen Dafne bunların başında gelir.
Deniz ruhları arasında ikisi tanrıçalar arasına yükselmiştir: Poseidon'un eşi Amfitrit ile Akhilleus'un anası Tetis. Yılan sokmasıyla ölen ve kocasının onu yeraltından geri almaya çalıştığı Evridike de bir ağaç ruhu sayılır.
Adı bilinenlerin ortak yanı, hepsinin bir tanrı ya da kahraman anlatısının içinde geçiyor olmasıdır. Kendi başına anlatısı olan nimfe yok denecek kadar azdır; kalabalık, adsız bir topluluk olarak kalırlar.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Türk inancındaki iye kavramı aynı düşünceye dayanır: her suyun, her ağacın, her dağın kendi sahibi vardır ve o yere zarar veren onunla karşılaşır. Su İyesi ile Nayad arasındaki koşutluk açıktır. Aradaki fark, iyelerin dişil olmak zorunda olmaması ve koruyucu yanlarının daha ağır basmasıdır; nimfeler koruyucu olmaktan çok o yerin kendisidir.
Japon anlatısındaki kami de bir kayaya, bir ağaca ya da bir çağlayana bağlı olabilir ve orada saygı görür. Üç gelenekte de doğa boş bir alan değil, sahipli bir yerdir; ağaç kesmenin, suyu kirletmenin ve avı fazla kaçırmanın karşılığı hep aynı düşünceden çıkar.