İye, Türk inancında bir yerin, bir doğa parçasının ya da bir nesnenin sahibi ve koruyucusu sayılan ruhtur. Tanrı değildir; belirli bir alana bağlı, o alanı gözeten daha küçük bir güçtür. Doğanın baştan sona ruhlarla dolu görülmesi, yani animizm, Türk mitolojisinin en belirgin yanlarından biridir ve bu ruhların çoğu birer iyedir.
Adı ve Anlamı
İye sözcüğü sahip, malik anlamına gelir. Aynı kavram Türk dünyasının farklı bölgelerinde değişik adlar alır. Anadolu'da iye ya da is, Tatar ve Başkurtlarda eyä, Altay ve Hakaslarda eezi biçiminde geçer. Hepsinin ortak fikri aynıdır: her şeyin görünmez bir sahibi vardır.
Adın sahiplik bildirmesi önemlidir. İye bir yerde oturan konuk değil, oranın asıl sahibidir; insan ise izinle geçen taraftır. Doğaya karşı takınılan tutumun temeli bu ilişkidir.
Türleri
İyeler bağlı oldukları yere ya da nesneye göre adlandırılır. Suların sahibi Su İyesi, ateşin ve ocağın koruyucusu Od Ana en bilinenlerdendir. Bunların yanında ormanın, dağın, kayanın, evin ve sürünün de kendi iyesi olduğuna inanılır. Ormanla ilgili anlatılarda Şürele gibi varlıklar bu ruh dünyasının parçası sayılır. Göktürk yazıtlarında yurdu koruyan kutsal güçler olarak anılan Yer Su, yani yer ve su ruhları da bu inancın en eski yazılı izidir.
Yaşanan yerin kendi iyesi de vardır: Ev İyesi evde oturanları gözetir, huzuru sağlar, kimi anlatıda ev işlerine yardım eder. Yola çıkanı koruyan Yol İyesi ise yolculuğun tekinsizliğini karşılar. Böylece iye inancı yalnızca dağı taşı değil, gündelik hayatın her alanını kaplar.
İnsanla İlişkisi
İyeler iyi ya da kötü diye kesin ayrılmaz. Kendi alanlarını korurlar ve orada saygısızlık edeni cezalandırabilirler. Suyu kirletmek, boş yere ağaç kesmek, ateşe ya da ocağa hürmetsizlik etmek iyeyi gücendirir ve uğursuzluk getirir. Bu yüzden insan, iyelerle saygı ve karşılıklılık içinde yaşamak zorundadır. Onları hoş tutmak için saçı denen küçük adaklar sunulur. Bu ruhlar dünyasıyla asıl ilişkiyi ise davuluyla âlemler arasında yolculuk eden şaman kurar.
Saygının görünür işaretleri de vardır. Geçit başlarına ve yüksek yerlere taşlar üst üste konarak obo denen yığınlar kurulur; oradan geçen bir taş ekler, bez bağlar ya da küçük bir adak bırakır. Bu, yerin sahibinden geçiş izni istemenin somut biçimidir.
Başka Anlatılardaki Karşılığı
Doğanın ruhlarla dolu olduğu düşüncesi başka mitolojilerin de temelinde bulunur. Japon anlatısındaki kami kavramı buna en yakın olanıdır: dağın, ırmağın, ağacın, hatta belirli bir kayanın kendi kamisi vardır ve ona saygı gösterilir. Yunan anlatısında pınarların, ağaçların ve dağların ruhları Nimfeler adıyla anılır.
En çarpıcı benzerlik ise Nors anlatısındaki Landvettir ile kurulur. Bunlar da belirli bir toprağa, kayaya ya da kıyıya bağlı yerel ruhlardır; saygı görürlerse bereket ve huzur getirir, gücendirilirlerse kazayı ve kötü havayı üzerlerine çekerler. Gemilerin başındaki korkutucu figürlerin kıyıya yaklaşırken örtülmesi, bu ruhları ürkütmemek içindir — Türk inancındaki iyeye gösterilen özenle aynı düşüncedir.