Ormanların sahibi sayılan varlıktır. Ormanlarda, nehir kenarlarında ve bataklıklarda yaşadığına inanılır. Adı ağırlıkla Çuvaş, Tatar ve Başkurt Türklerinin anlatılarında geçer. Genellikle insanların karşısına yaşlı bir adam, güzel bir kadın ya da hayvan kılığında çıkar. Kimi anlatılarda kötü ruhlu ve insanlara zarar veren bir varlık olarak geçerken, kimi anlatılarda ise doğanın koruyucusu olarak tasvir edilir.
Bu ikilik, Türk inancındaki iye anlayışının doğrudan sonucudur: iye ne tümüyle iyi ne tümüyle kötüdür, kendi alanını gözetir. Ormana saygıyla girene dokunmaz, ölçüsüzlük edeni cezalandırır.
Görünüşü
Kılık değiştirdiği için tek bir görünüşü yoktur; kendi biçiminde göründüğünde ise korkunç betimlenir. Bedeni baştan aşağı kılla kaplıdır, saçı yerlere değecek kadar uzundur. Kimi anlatılar ona önde ve arkada olmak üzere dört göz, üç kol ve üç bacak yakıştırır; arkasını da görmesi, ormanda ondan gizlenmenin olanaksızlığını anlatır. Boyunun ağaçlar kadar uzayıp ot kadar kısalabildiği de söylenir.
İnsanlara Zararı
En bilinen davranışı, ormanda birbirine seslenen ya da yolunu şaşıran kişilerin sesini taklit edip onları derinlere çekmesidir. Yakaladığı kişiyi gıdıklayarak öldürdüğü anlatılır. Geceleri ormana bırakılan atlara binmeyi, onları sabaha kadar koşturup terletmeyi ve yelelerini örmeyi sever; sabah ahırda yorgun bulunan, yelesi dolaşmış at bunun işareti sayılırdı.
Ormanda yankı yapan seslerin, açıklanamayan gülüşmelerin ve gece duyulan el çırpmalarının ona bağlanması, ormanın kendi çıkardığı seslerin bir varlığa yorulmasıdır. Bu yönüyle Arçura, ormanda yolunu kaybetmenin ve yalnız kalmanın korkusunu karşılar.
Korunma Yolları
Ondan kurtulmanın yolu güç değil, şaşırtmadır. Ayakkabıları ters giymek, giysiyi tersyüz etmek ya da yolu tersine yürümek en çok anılan tedbirlerdir; varlığın izi karışınca kişinin peşini bıraktığına inanılır. Ormana girerken izin dilemek, gereğinden fazla ağaç kesmemek ve arkada iz bırakmamak da onu kızdırmamanın yoludur.
Öbür Orman Varlıkları
Aynı inanç dünyasında birden çok orman varlığı bulunur ve adları bölgeden bölgeye değişir. Tatar ve Başkurt anlatılarındaki Şürele ile Arçura, gıdıklayarak öldürme ve yolcuyu şaşırtma özellikleri bakımından neredeyse aynıdır; kimi araştırmacılar ikisini aynı varlığın ayrı adları sayar. Yaşlı kadın kılığındaki Ebede ise ormanın koruyucu yüzünü taşır, insana zarar vermez. Arçura bu ikisinin ortasında durur: hem ormanı gözetir hem ormanın tehlikesidir.
Başka Mitolojilerde Ormanın Sahibi
Her yerin bir sahibi olduğu düşüncesi Nors mitolojisinde landvettir denilen yer ruhlarında karşılığını bulur; onlara saygı gösterilmeden ülkeye girilmezdi. Japon mitolojisinde dağların ve ormanların tekinsiz sahibi, yolcuyu şaşırtan ve kibirliyi cezalandıran Tengu ile insanı kandıran Kitsune'dir. Yunan mitolojisinde ormanların ve otlakların tanrısı Pan, ansızın karşısına çıktığı yolcuya öyle bir korku salar ki bu korku onun adıyla anılır olmuştur.
Bu varlıkların ortak yanı, ormanın insana ait olmayan bir yer sayılmasıdır. Arçura'yı ayıran, bir tanrı değil bir sahip olmasıdır: tapılmaz, yalnızca kendisinden izin istenir.