Heliopolis'in yaratıcı tanrısıdır; Mısır'ın en eski tanrılarından biridir. Adı hem bütünlük, her şey hem de tamamlanmış olan anlamlarını taşır; hem yaratılıştan önceki hiçliği hem de yaratılmış olan her şeyin toplamını temsil eder. Başında Yukarı ve Aşağı Mısır'ın çift tacını taşıyan bir kral olarak betimlenir; ilk hükümdar sayılır.
Güneşin batan, günü tamamlayan hali olarak da düşünülür. Bu yüzden güneş tanrısı Ra ile birleşerek anılır; sabah güneşi Hepri, tepedeki güneş Ra, batan güneş ise Atum'dur. Kutsal hayvanları yılan, boğa, aslan, kertenkele ve firavun faresidir; bunların çoğu, toprağın altına girip yeniden çıkan ya da derisini değiştirerek yenilenen canlılardır.
Kendini Yaratması
Başlangıçta yalnızca Nun denilen sonsuz, karanlık sular vardı. Atum, hiçbir şey yokken kendi kendini var etti; bu sulardan yükselen ilk toprak parçasında belirdi. Bir eşi olmaksızın, tek başına yaratmaya girişen ilk tanrıdır; bu yönüyle bütün tanrı kuşaklarının kaynağıdır.
Kendinden, tek başına ilk çifti meydana getirdi: hava tanrısı Şu ile nem tanrıçası Tefnut. En eski metinler bu doğuşu iki ayrı biçimde anlatır: kimi yerde tanrı çifti ağzından çıkarır, kimi yerde kendi tohumundan var eder. Eşi olmadığı için elinin dişil ilkenin yerini tuttuğu söylenir. Anlatının kaba görünen yanı, Mısır düşüncesinde tek bir varlıktan çoğalmanın nasıl olabileceğini açıklama çabasıdır.
Şu ile Tefnut'tan yeryüzü tanrısı Geb ile gök tanrıçası Nut, onlardan da Osiris ve kardeşleri doğdu. Böylece Atum'un başını çektiği dokuz tanrılı düzen kuruldu.
İnsanların Doğuşu
Bir anlatıya göre Şu ile Tefnut, başlangıcın karanlık sularında bir süre kaybolur. Atum onları aramak için gözünü ardlarından gönderir; çocukları sağ salim geri döndüğünde döktüğü sevinç gözyaşlarından insanlar doğar. İnsanlığın tanrının gözyaşından türemesi, Mısır düşüncesinde insanla tanrı arasındaki bağın bir ifadesidir.
Kralın Tanrısı
İlk kral sayıldığı için yeryüzündeki krallıkla doğrudan ilişkilendirilir. Betimlemelerde firavunun başına tacı koyan ya da onun adını kutsal ağacın yapraklarına yazan tanrı olarak görünür; adın yaprağa yazılması, hükümdarın uzun ömürlü olacağının işaretidir. Piramitlerin içine kazınan en eski dinsel metinlerde ölen kralı elinden tutup göğe çıkaran, onu tanrılar arasına katan da odur. Böylece Atum, hem ilk kral hem her kralın son yol arkadaşıdır.
Sonun Tanrısı
Atum yalnızca başlangıcın değil, sonun da tanrısıdır. Bir metinde, dünyanın bir gün yeniden Nun'un sularına döneceğini, yaratılmış her şeyin sona ereceğini bildirir. O zaman kendisinin ve Osiris'in birer yılan biçiminde, ilk sularda var olmayı sürdüreceği anlatılır.
Böylece Atum, evrenin hem ortaya çıktığı hem de sonunda geri döneceği noktadır: her şeyin ondan çıkıp yine ona döneceği düşüncesi, adındaki bütünlük ve tamamlanma anlamlarıyla örtüşür.
Başlangıçtaki Sular
Yaratılıştan önce sonsuz bir suyun bulunması Mısır'a özgü değildir. Sümer'de yerin altındaki tatlı su okyanusu Apsu aynı yeri tutar; Türk mitolojisinde başlangıçta yalnız su vardır, sudan çıkan Ak Ana, Ülgen'e yaratma buyruğunu verir. Atum'u ayıran, sudan çıkanın bir yardımcı değil, yaratıcının kendisi olması ve hiç kimseden buyruk almamasıdır: Japon mitolojisinde adaları ve tanrıları bir çift, İzanagi ile İzanami birlikte var ederken, Atum eşsiz ve tek başınadır.
Dünyanın sonunda ilk sulara dönmesi düşüncesi de yalnız Mısır'da yoktur; Nors mitolojisinde Ragnarök'ten sonra yeryüzü denize gömülür, ardından sulardan yeniden yükselir. Aradaki fark, Nors anlatısının yeni bir dünyayla sürmesi, Mısır anlatısının ise başlangıçtaki durgunluğa dönüp orada kalmasıdır.