Sümer anlatısında aslan başlı dev kartaldır. Güney rüzgârının ve yağmur getiren kara bulutun kişileşmiş biçimi sayılır; kanatlarını açtığında gökyüzünü kararttığı, sesinin gök gürültüsü olduğu söylenir. Akad ve Babil metinlerinde aynı varlık Anzu adıyla anılır.
Adı Sümercede ağır rüzgâr, yani sağanak yağmur getiren yüklü hava anlamına gelir. Mezopotamya'da yağmur hem bereketin hem selin kaynağı olduğu için bu kuş da tek yönlü bir varlık değildir: getirdiği su tarlayı besler, aynı su taştığında yıkar.
Bir tanrı değildir, ama sıradan bir yaratık da sayılmaz. Tanrıların yanında durur, kimi zaman onlara hizmet eder, kimi zaman karşılarına dikilir.
Lagaş'ın Simgesi
Sümer kentlerinden Lagaş'ta, kentin baş tanrısının simgesi olarak kullanılmıştır. Bu tanrı, savaşın ve tarımın tanrısı Ninurta'nın o kentteki adıyla anılan biçimidir.
Kent yöneticilerinin diktirdiği taş kabartmalarda İmdugud, kanatları iki yana açılmış ve pençelerinde birer aslan ya da geyik tutar biçimde betimlenir. Bu duruş bir avlanma sahnesi değil, bir arma resmidir: pençesindeki hayvanlar, tanrının egemenliği altındaki güçleri gösterir.
Aslan başının kartal gövdesine eklenmesi de bir seçimdir. Aslan yerdeki en güçlü hayvan, kartal göktekidir; ikisinin birleşmesi, yerle göğün gücünü tek bedende toplar.
Yuvadaki Yavru
Sümerce şiirlerin birinde bu kuş bir yardımcı olarak görünür. Dağlarda yoldaşlarından ayrı düşen Lugalbanda, kuşun yuvasını bulur; kuş avdayken yavruyu doyurur, gözüne sürme çeker, boynuna süsler takar ve önüne yiyecek koyar.
Dönen kuş, yavrusunun beslenip süslenmiş olduğunu görünce sevinir ve yuvaya kimin dokunduğunu bulmak için seslenir. Ortaya çıkan Lugalbanda'ya, ne dilerse vereceğini söyler. Genç adam güç ya da zenginlik istemez; hiç yorulmadan koşabilmeyi ister ve kuş bu armağanı verir. Böylece dağları aşıp ordusuna yetişir.
Bölüm, İmdugud'un yalnız korkutucu bir varlık olmadığını gösterir. Yuvasına gösterilen özene karşılık verir; ilişki korku üzerine değil, karşılıklılık üzerine kurulur.
Ağaçtaki Yuva
Bir başka Sümer anlatısında İnanna, ırmak kıyısından aldığı bir ağacı bahçesine diker; kendisi için taht ve yatak yapılmasını bekler. Ama ağaç büyüdükçe üç varlık ona yerleşir: köklerine bir yılan, gövdesine bir dişi varlık, dallarına ise İmdugud yuva kurar.
Tanrıça ağlar, sonunda bir kahraman gelip ağacı bunlardan temizler; kuş yavrusunu alıp dağlara çekilir. Anlatı, kutsal ağacın kendiliğinden insanın malı olmadığını, önce onu paylaşan varlıklarla hesaplaşmak gerektiğini söyler.
Dünya ağacının tepesine bir kuşun konması geniş bir tasavvurun parçasıdır. Türk anlatısında yerle göğü birleştiren Ulukayın, Nors anlatısında Yggdrasil aynı yapıyı taşır; ikisinde de ağacın tepesi göğe, kökleri aşağıya aittir ve tepede bir kuş oturur.
Çalınan Tabletler
Sonraki dönemde ayrıntılandırılan bir anlatıda İmdugud, tanrıların yazgıyı belirleyen tabletlerini çalar ve dağlara kaçar. Tabletler kimde ise buyruk onda olduğu için tanrılar çaresiz kalır; kimse onun üzerine gitmeye cesaret edemez.
Sonunda Ninurta peşine düşer. İlk atışları işe yaramaz, çünkü kuş tabletlerin gücüyle okları geri çevirir; kahraman ancak kanat tüylerini hedef alarak onu düşürür. Tabletler yerine döner ve düzen yeniden kurulur.
Anlatının söylediği açıktır: yazgı bir nesnedir, çalınabilir ve elde tutulduğu sürece işler. Mezopotamya düşüncesinde yazının ve kaydın taşıdığı ağırlık en açık burada görülür — evrenin düzeni, üstüne yazılmış tabletlerde durur.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Göğün gücünü taşıyan kartal yaygın bir imgedir. Yunan mitolojisinde kartal doğrudan Zeus'un simgesidir ve buyruklarını taşır. Nors anlatısında dünya ağacının tepesinde her şeyi gören bir kartal oturur. Türk mitolojisinde ise talih kuşu Hüma, gölgesi kimin üstüne düşerse ona baht getirir.
İmdugud'u bunlardan ayıran, iki yönlü olmasıdır. Zeus'un kartalı hep tanrının yanındadır, Hüma hiç zarar vermez; İmdugud ise bir anlatıda armağan veren yardımcı, öbüründe tanrıların düzenini çalan hırsızdır. Getirdiği yağmurun hem beslemesi hem basması gibi, kendisi de iki yüzlü kalır.