Evrenin ortasında yükselen, dokuz dünyayı dallarında ve köklerinde taşıyan dev dişbudak ağacıdır. Kuzey evren tasavvurunun eksenidir: tanrıların, insanların, devlerin ve ölülerin ülkeleri onun gövdesi çevresinde dizilir. Hiçbir zaman yapraklarını dökmez, hiçbir zaman kurumaz.
Adının anlamı Ygg'in atıdır. Ygg, Odin'in adlarından biridir ve korkunç olan demektir; drasill ise attır. Ada bu anlamı veren, tanrının kendini ağaca asmasıdır — Kuzey dilinde darağacı, asılanı taşıyan bir at gibi anlatılır. Ağacın adı böylece bir işkencenin adıdır.
Üç Kökü ve Üç Kuyusu
Üç büyük kökü vardır ve her biri başka bir yöne uzanır. Biri insanların dünyasına, biri devlerin ülkesine, biri de ölüler diyarına iner. Her kökün dibinde bir kaynak bulunur.
Birinci kökün altındaki Urd kuyusu, tanrıların her gün toplanıp hüküm verdiği yerdir; gökkuşağı köprüsü Bifrost'tan geçip oraya inerler. Kuyunun başında kaderi eğiren üç Norn oturur: olanı, olmakta olanı ve olacak olanı adlandıran Urd, Verdandi ve Skuld. Ağacın gövdesini bu kuyunun suyuyla ve ak çamurla sıvayıp çürümekten korurlar.
İkinci kökün altında bilgeliğin kaynağı vardır; sahibi Mimir'dir. Odin bu sudan bir yudum içebilmek için gözlerinden birini oraya bırakmıştır. Üçüncü kökün altındaki kaynak ise bütün ırmakların çıktığı, buz gibi ve karanlık olan Hvergelmir'dir.
Ağaçta Yaşayanlar
Tepesinde her şeyi gören bir kartal oturur; iki gözünün arasında da bir atmaca durur. Aşağıda, en derin kökü kemiren Nidhogg adlı yılan vardır ve yanında sayısız yılan daha ağacı sürekli kemirir.
Gövde boyunca aşağı yukarı koşan Ratatoskr adlı sincap, tepedeki kartal ile dipteki yılan arasında laf taşır; her birinin sözünü öbürüne ulaştırıp aralarındaki düşmanlığı canlı tutar. Dallarında dört geyik dolaşır ve tomurcukları yer; bir keçi de dalları otlar, memesinden akan bal içkisiyle savaşçılar beslenir.
Bu yaratıklar bir süs değil, anlatının çekirdeğidir: ağaç bir yandan sulanır, bir yandan kemirilir. Yggdrasil sağlam durduğu için değil, bakımı yenilmeye tam yetiştiği için ayaktadır.
Odin'in Kendini Asması
Odin, rünlerin gizini öğrenmek için kendi mızrağıyla yaralanıp bu ağaca asıldı. Dokuz gece boyunca aç ve susuz, kimsenin ekmek ya da içecek uzatmadığı bir halde sallandı; dokuzuncu gecenin sonunda aşağı bakıp rünleri gördü ve çığlık atarak aşağı düştü.
Anlatı, bilginin bedelsiz alınamayacağını söyler. Tanrı kendini kendine kurban eder; öğrendiği şey bir armağan değil, ödediği bedelin karşılığıdır. Ağacın adı da bu geceden kalmıştır.
Ragnarök'te
Dünyanın sonu geldiğinde Yggdrasil sarsılır ve inler; tanrılar ile devlerin son savaşı onun yanındaki Vigrid ovasında yapılır. Ateş her şeyi yaksa da ağaç büsbütün yok olmaz.
Yıkımdan sağ kurtulan bir kadın ile bir erkeğin, ağacın içindeki bir korulukta saklanarak kurtulduğu ve sabah çiyiyle beslendiği anlatılır. Yeni insanlık onlardan türer. Böylece Ragnarök'ten geriye kalan tek sığınak, başından beri her şeyi taşıyan ağacın kendisidir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Yerle göğü birbirine bağlayan ağaç, Türk mitolojisinde Ulukayın'dır; onun da tepesi gökte, kökleri yeraltındadır ve kam göğe o gövdeden tırmanarak çıkar. İki ağaç arasındaki fark işlevdedir: Yggdrasil evrenin taşıyıcısıdır, üzerinde yolculuk edilmez; Ulukayın ise aynı zamanda üzerinde gerçekten yürünen bir yoldur. Türk anlatısında ağacın gökteki karşılığı olan çivi Demirkazık da aynı ekseni ikinci bir adla anlatır.
Sümer'de İnanna'nın ırmak kıyısından alıp bahçesine diktiği huluppu ağacı, gövdesine ve dallarına yerleşen varlıklarla birlikte anılır; orada da ağaç, içinde yaşayanlarla birlikte bir dünya kurar. Aradaki fark ölçektedir — huluppu bir bahçede durur, Yggdrasil bahçenin kendisidir.