Yunan mitolojisinde toprak ana Gaia'nın doğurduğu, Olimpos tanrılarına karşı ayaklanan dev soyudur. Kimilerinin adı tek tek anılsa da çoğunlukla bir topluluk olarak görünürler. Anlatıdaki asıl yerleri tanrılarla giriştikleri büyük savaştır ve bu savaş Gigantomakhia, yani devlerin savaşı adıyla bilinir.
Yenilgileri, Zeus'un kurduğu düzene yöneltilen büyük meydan okumalardan birini kapatır. Eski Yunanlar bu çarpışmayı düzenin karmaşaya, uygarlığın yabanıllığa karşı kazandığı zafer olarak görmüş, tapınak kabartmalarından vazo resimlerine kadar sayısız yapıtta işlemiştir.
Doğuşu
En eski anlatıda Gigantlar, Kronos'un, babası Uranos'u iğdiş etmesiyle doğar. Yaradan toprağa damlayan kanı alan Gaia, zamanı gelince öç tanrıçaları Erinyler'i, dişbudak perilerini ve Gigantları dünyaya getirir. Bu anlatıda devler daha doğarken parlak zırhlar giymiş, ellerinde uzun mızraklar taşıyan savaşçılardır.
Daha geç bir anlatıda ise Gaia onları, Titanomakhia'da yenilip Tartaros'a kapatılan Titanların öcünü almak için doğurur. Babaları burada da Uranos'tur. Doğdukları yer kimi anlatımda Flegra, kimi anlatımda Pallene olarak geçer. İkisi de kuzey Ege'de, aynı yarımadanın adlarıdır.
Görünüşü
Gigantlar akıl almaz boyda, yenilmesi güç ve bakanı korkutan yüzlü varlıklar olarak betimlenir. Başlarından uzun saçlar, çenelerinden gür sakallar sarkar. Geç anlatımlarda bacaklarının alt kısmı yılan pullarıyla kaplıdır. Göğe kayalar ve tutuşturulmuş meşe gövdeleri fırlatarak savaşırlar.
Sanatta bu görünüş zamanla değişir. Eski vazo resimlerinde Gigantlar miğferli, kalkanlı, insan biçimli ağır piyadeler gibi çizilir. Yılan bacaklı dev imgesi ancak MÖ 4. yüzyıl dolaylarında belirir ve büyük olasılıkla Tifon'un görünüşünden alınmıştır.
Kehanet ve Herakles
Savaştan önce tanrılara bir kehanet bildirilir. Gigantlar tanrıların eliyle tek başına öldürülemeyecek, zafer için ölümlü birinin yardımı gerekecektir. Bunu öğrenen Gaia, çocuklarını ölümlünün eline karşı da koruyacak bir ot aramaya koyulur. Zeus ise Eos, Selene ve Helios'a ışık saçmayı yasaklar, karanlıkta otu herkesten önce bulup kendisi koparır. Ardından Atena aracılığıyla yarı tanrı Herakles'i yanına çağırır.
Devlerin önde gelenleri Porfirion ile Alkioneus'tur. Alkioneus daha önce Helios'un sığırlarını Eriteia'dan sürüp götürmüştür ve doğduğu toprakta savaştıkça ölümsüzdür. Herakles'in okuyla yere düşer ama toprağa değince yeniden canlanır. Atena'nın öğüdüyle Herakles onu Pallene'nin dışına sürükler ve dev orada ölür.
Porfirion, Herakles'e ve Hera'ya saldırır. Zeus devin içine tanrıçaya karşı bir arzu salar. Dev Hera'nın giysisini yırtınca tanrıça yardım ister. Zeus onu yıldırımla çarpar, Herakles de okuyla işini bitirir.
Düşen Devler
Savaşta her tanrı kendi rakibini alt eder. Efialtes'in iki gözüne birden ok saplanır, solunu Apollon, sağını Herakles vurur. Dionisos Evritos'u tirsos asasıyla, Hekate Klitios'u meşaleleriyle öldürür. Hefaistos Mimas'ın üstüne kızgın demir yağdırır. Hermes, Hades'in görünmezlik başlığını takıp Hippolitos'u öldürür. Artemis Gration'u düşürür, Moiralar da Agrios ile Toon'u tunç topuzlarla döverek öldürür. Geri kalanları Zeus yıldırımlarıyla vurur, can çekişenleri Herakles oklarıyla bitirir.
Atena iki devle özellikle anılır. Kaçan Enkelados'un üstüne Sicilya adasını fırlatır. Pallas adlı devin derisini yüzer ve savaşın geri kalanında bedenini bu deriyle korur. Tanrıçanın Pallas sıfatını bu devden aldığını söyleyen anlatı da vardır. Poseidon ise Polibotes'i deniz boyunca Kos adasına kadar kovalar, adadan kopardığı bir parçayı üstüne atar. Bu kaya parçası Nisiros adası olur.
Başka bir anlatımda Dionisos, Hefaistos ve Satirler eşeklere binip savaşa katılır. Eşeklerin anırmasını duyan devler bu tanımadıkları sesten ürkerek kaçar.
Yanardağların Altında
Yenilen devlerin bir kısmı üstlerine atılan adaların ve dağların altında kalır. Kıpırdandıkça yeri sarstıklarına, soludukça yanardağlardan ateş yükseldiğine inanılır. Etna'nın altında Enkelados yatar. Sonraki yazarlar Alkioneus'u da Vezüv'ün altına yerleştirir ve savaşı Napoli yakınındaki volkanik ovalara taşır. Arkadia'da ise savaşın kendi topraklarında geçtiği anlatılır.
Latin şiirinde anlatılan bir biçimde devler göğe ulaşmak için dağları üst üste yığar. Tanrıların kralı yıldırımıyla dağları devirip onları altlarında ezer. Devlerin kanıyla ıslanan toprak bu kanı canlandırır ve ondan yeni bir insan soyu yaratır. Bu soy tanrıları hor gören, kana ve şiddete düşkün bir soydur.
Anlamı ve Karşılıkları
Gigantlar sonraki anlatılarda Titanlar, Tifon ve dağları üst üste yığan Aload kardeşlerle sık sık karıştırılır. Homeros'ta ise ad başka bir topluluğu karşılar. Orada Gigantların kralı Evrimedon kibirli halkıyla birlikte yok olmuştur. Kızı Periboia, Poseidon'dan doğurduğu oğulla Faiak krallarının soyunu başlatır. Yamyam Laistrigonlar da insandan çok Gigantlara benzetilir.
Gigantomakhia Yunan sanatının en sevilen konularındandır. Atina'da Atena için dokunup Panatenaia şenliğinde tanrıçaya sunulan kutsal giysiye bu savaş işlenirdi. Partenon'un metoplarında ve Pergamon Sunağı'nın yüzü aşkın figürlü kabartmasında da tanrılar devlerle çarpışır. Atinalılar bu sahnede Perslere karşı kendi zaferlerini, Pergamon kralları ise Galatlara karşı kazandıkları zaferi görmüştür.
Benzer bir çatışma Nors anlatısında da vardır. Orada da düzeni kuran tanrılar ile dışarıdaki devler arasında süregiden bir gerginlik bulunur ve bu gerginlik Ragnarök'te büyük bir savaşa döner. Fark sonuçtadır. Olimpos tanrıları devleri yener, Nors tanrılarının çoğu ise ateş devi Surt ve yanındakilerle çarpışırken düşer. Sümer anlatısında da gök ile toprağın birleşmesinden doğan Asag, taşlardan savaşçılarıyla tanrıların düzenine kafa tutar ve Ninurta'ya yenilir.