Ölülerin ruhlarını yeraltı dünyasının ırmağından karşı kıyıya geçiren kayıkçıdır. Hades'in hizmetindedir ve ölüler diyarına giden yolun ilk eşiğini tutar. Ruhları kıyıya kadar Hermes getirir, onları sandalla karşıya geçirmek Karon'un işidir. Yalnızca usulünce gömülmüş olanları alır. Gömülmeden kalanların kıyıda yüz yıl dolaşmak zorunda kaldığı anlatılır.
Eski Yunan metinlerinin çoğunda geçilen su Akheron ırmağı ya da onun oluşturduğu göldür. Sonraki dönemde, özellikle Latince yazan ozanlarda bu görev Stiks ırmağına kayar, kimi metinlerde iki ad birlikte geçer. Eski metinler Karon'un soyunu vermez. Onu Erebos ile Niks'in oğlu sayan görüş çok sonraki bir geleneğe dayanır. Adının parlak bakışlı anlamına gelen bir sözcükle ilişkili olduğu ileri sürülür. Bunun alevli gözlerine ya da ölümü adıyla anmaktan kaçınan bir örtmeceye işaret ettiği düşünülür.
Görünüşü ve Ücreti
Sanatta yaşlı, sakallı, kaba yüzlü bir adam olarak gösterilir. Başında sivri bir başlık, üstünde kısa bir işçi giysisi vardır ve elindeki sırıkla sandalını iter. En tanınmış betimleri, MÖ beşinci yüzyılda Atina'da mezarlara bırakılan beyaz zeminli yağ kaplarının üzerindedir. Bu kaplarda Karon çoğu zaman sandalının başında bekler, Hermes de ölüyü ona getirir. Sonraki şiirde görünüşü sertleşir. Kirli bir pelerine bürünmüş, ak sakalı karışık, gözleri ateş gibi yanan bir ihtiyar olarak anlatılır.
Karşıya geçmek ücretlidir. Bu yüzden ölünün ağzına küçük bir sikke, çoğunlukla bir obolos konurdu. Bir Atina komedisinde geçiş iki obolos diye anılır, kimi kaynaklar ise ücreti obolostan değerli bir yabancı sikkeyle ilişkilendirir. Kazılar geleneği doğrular ama genel olmadığını da gösterir. Sikke kimi mezarda ağızda, kimi mezarda elde ya da yakılan ölünün küllerinin yanında bulunur, birçok mezarda ise hiç yoktur.
Canlı Yolcular
Karon'un sandalı ölüler içindir ve yaşayan birini taşımak ona yasaktır. Yine de anlatılarda karşıya geçmeyi başaran birkaç canlı vardır. Herakles, Kerberos'u yeryüzüne çıkarmak için indiğinde sandala zorla biner. Bir anlatıda kayıkçının sırığını elinden alarak geçişi kendisi sağlar. Sonraki bir yoruma göre Karon onu taşıdığı için bir yıl zincire vurularak cezalandırılmıştır. Sümer anlatısında Gılgamış'ı ölüm sularından geçiren Urşanabi de yaşayan bir yolcu taşımanın bedelini öder. Karon'un cezası bir yılla biter, Urşanabi ise görevinden edilir ve o kıyıya bir daha dönemez.
Orfeus, karısı Evridike'yi geri almak için indiğinde kayıkçıyı müziğiyle yumuşatır. Dönüşte ardına bakıp Evridike'yi ikinci kez yitirince Karon onu bir daha karşıya geçirmez. Truvalı Eneas, kâhin Sibilla'nın gösterdiği altın dalla geçer. Kayıkçı önce onu geri çevirir ve daha önce aldığı Herakles, Teseus ve Peiritoos yüzünden başına gelenlerden yakınır. Altın dalı görünce sesini kesip ikisini sandalına alır.
Afrodit'in verdiği sınavla yeraltına inen Psikhe kuralı bilir ve biri gidiş biri dönüş için iki sikkeyi ağzında taşır. Ücretin iki obolos diye anıldığı komedide ölüler ülkesine inen Dionisos sandala alınır ama küreği kendisi çekmek zorunda kalır.
Kökeni ve İzleri
Homeros destanlarında Karon'un adı geçmez, bu da figürün görece geç ortaya çıktığını düşündürür. Onu anan en eski metin, bugün yalnızca parçaları kalan Minyas destanıdır. Bu destan ölülerin bindiği sandaldan ve onu yöneten yaşlı kayıkçıdan söz eder. MÖ beşinci yüzyılda Delfi'deki ünlü bir duvar resmi de Karon'u Akheron üzerinde, sandalının küreklerinin başında gösteriyordu.
Eski çağ yazarlarından biri kayıkçının da adının da Mısır'dan geldiğini ileri sürmüştür. Mısır cenaze metinlerinde de ölünün karşıya geçmek için seslenmesi gereken bir kayıkçı vardır. Ardına bakan anlamına gelen Mahaf adıyla anılır ve ölü ondan sandalı getirecek olan Aken'i uyandırmasını ister. Bu kayıkçı ücretle değil, adını ve doğru sözleri bilen ölüyle yola çıkar. İki figür arasında bir köken bağı olup olmadığı kesin değildir.
Karon, Yunan halk inancında bugüne dek yaşamıştır. Yeni Yunan türkülerinde ölüm Kharos adıyla kişileşir. Artık bir kayıkçı değil, kara bir ata binip canları alarak götüren bir atlıdır. Bir türküde Bizans sınır destanlarının kahramanı Digenis Akritas onunla mermer bir harman yerinde güreşir ve yenilir. Bu hâliyle Kharos, ölüleri yalnızca karşıya geçiren Karon'dan çok, gönderildiği canı alıp götüren Türk anlatısındaki Aldacı'ya yakındır.