Göktürklerin soyunu bir dişi kurda bağlayan destandır. Kırılan bir boyun tek sağ kalanı ile onu besleyen kurdun birleşmesinden yeni bir soyun doğuşunu anlatır; Göktürk hanedanı Aşina adını bu soydan alır. Türk destanları arasında en çok kaynağa geçmiş olanıdır.
Anlatının merkezinde tükeniş ve yeniden doğuş vardır. Boy yok edilir, geriye sakat bırakılmış bir çocuk kalır ve soy o çocuktan değil, onu yaşatan hayvandan yeniden kurulur. Kurdun Türk inancındaki yerini asıl kuran metin budur.
Destanın Anlatısı
Bir Türk boyu düşman baskınıyla kılıçtan geçirilir. Sağ kalan tek kişi, elleri ve ayakları kesilip bir bataklığın kıyısına atılan bir çocuktur. Onu bulan dişi kurt, et taşıyarak besler ve yaşatır.
Çocuk büyüdüğünde kurtla birleşir. Düşman hükümdarı çocuğun sağ olduğunu öğrenip adam gönderir ve onu öldürtür. Gebe kalan kurt kaçarak dağların arasındaki bir mağaraya sığınır; kaynaklarda bu mağaranın Turfan bölgesinin kuzeyindeki dağlarda, çevresi otlaklarla kaplı bir yer olduğu söylenir.
Kurt mağarada on erkek çocuk doğurur. Çocuklar büyüyüp dışarıdan kadınlarla evlenir ve her biri bir boy kurar. Bu boylardan biri Aşina adını alır ve soyun önderliği bu ada geçer.
Destandan Tarihe
Anlatı burada durmaz, hanedanın tarihine bağlanır. Soy zamanla mağaradan çıkıp Altay dağlarına yerleşir; orada uzun süre bir başka bozkır gücüne bağlı olarak demircilik yapar ve demir üretir.
Bağımlılık, Bumin adlı beyin ayaklanmasıyla sona erer ve altıncı yüzyılın ortasında Türk adını taşıyan ilk devlet kurulur. Destan böylece yalnız bir köken anlatısı olmaktan çıkar, hanedanın yönetme hakkını temellendiren bir belge haline gelir: yöneten aile, kutsal kurttan gelen ailedir.
İkinci Anlatı
Çin kaynaklarında soyun kökeni için tek bir anlatı yoktur. Bir başkasında ata, kuzeydeki bir ülkeden gelen ve anası kurt olan bir kişidir; rüzgârı ve yağmuru çağırabilen olağanüstü bir varlıktır. Yaz ile kışın tanrılarının kızlarıyla evlenir ve doğan oğullarından her biri ayrı bir boyun başına geçer; biri kuğuya dönüşür, biri iki ırmağın arasına yerleşir. Aşina adı bu anlatıda daha sonraki bir kuşakta ortaya çıkar.
Üçüncü bir anlatıda ise ata bir okçudur ve bir deniz tanrıçasıyla karşılaşır; bu biçimde kurt hiç geçmez. Dördüncü bir kayıt da soyu tümüyle tarihsel biçimde, belli bir bölgeden gelen karışık bir topluluk olarak açıklar.
Kaynakları
Dört anlatının hepsi Çin yıllıklarında, birbirine yakın tarihlerde yazıya geçmiştir. Bu yüzden aralarında bir sıralama kurmak, yani birini öbürünün devamı saymak güçtür; araştırmacıların çoğu bunları birbiriyle yarışan ayrı gelenekler sayar.
Kurt anlatısının izi Göktürklerin kendi yazıtlarında ve Tibetçe bir belgede de sürülebilir. Bu madde, en yaygın olan ve destanın çekirdeğini oluşturan bataklık–kurt–mağara biçimini izler.
Kurt Başlı Tuğ ve Ata Mağarası
Destanın devlet hayatında karşılığı vardır. Çin kaynakları, kağanın sancağının tepesinde altından yapılmış bir kurt başı bulunduğunu ve bunun soyun unutulmaması için taşındığını yazar. Kağanın seçme muhafızlarına verilen ad da böri, yani kurttur.
Mağara da unutulmaz. Aynı kaynaklara göre kağan her yıl beyleriyle birlikte ata mağarasına gider ve orada kurban sunar. Anlatı böylece yalnız anlatılan bir öykü değil, yılda bir yinelenen bir törenin gerekçesidir.
Bu iki uygulama, destanın hangi işi gördüğünü açıkça gösterir. Soyun kurttan gelmesi bir geçmiş bilgisi değil, sancakta taşınan ve her yıl tazelenen bir egemenlik iddiasıdır; hükümdarın Tengri'den aldığı kut ile aynı düşüncenin öbür yarısıdır.
Karıştırılmaması Gerekenler
Uygurların Türeyiş destanıyla sık karıştırılır. Orada kurt erkektir ve gökten gönderilmiş taraftır, insan olan hükümdarın kızıdır. Burada ise kurt dişidir ve soyu doğuran anadır, insan olan taraf erkektir. İki destan da soyu kurda bağlar ama kurdun yeri terstir.
Destanın dişi kurdu bugün Aşina adıyla anılır; ancak eski kayıtlarda kurdun özel bir adı geçmez, yalnızca bir dişi kurt denir. Ad, hanedanın adından geriye doğru verilmiştir.
Yol gösteren kutsal kurt Gökbörü de bundan ayrıdır. Onun işi doğurmak değil, ordunun ya da boyun önünde yürüyüp yol göstermektir; Oğuz Kağan anlatısında görülen kurt odur.
Ergenekon ile de karıştırılmamalıdır. Ergenekon bir türeyiş anlatısı değildir; orada soy yeniden doğmaz, dağlar arasına sıkışan boy demir dağı eritip dışarı çıkar. İki anlatının ortak yanı, kapalı bir yerde çoğalıp oradan yayılma motifidir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Terk edilmiş ya da ölüme bırakılmış çocuğun bir hayvan tarafından beslenip yaşatılması yaygın bir kalıptır. Yunan anlatısında babasından gizlenen çocuk tanrıyı keçi Amalthea emzirir; Türk anlatısında Oğuz yiğidi Basat bebekken bir dişi aslan tarafından büyütülür. Bozkurt'u bunlardan ayıran, hayvanın yalnız besleyici değil doğrudan yeni soyun anası olmasıdır.
Mağara da ortak bir ögedir. Zeus, anası Rea tarafından bir dağ mağarasında saklanır ve orada büyür; iki anlatıda da mağara, tehlikeden korunulan ve güç toplanan kapalı yerdir. Fark, Yunan'da mağaranın bir saklanma yeri, Türk anlatısında ise bir doğum yeri olmasıdır.
Hükümdar soyunu kutsal bir kökene bağlama işi Japon anlatısında da görülür: imparator ailesi güneş tanrıçası Amaterasu'ya ve gökten indirilen torunu Ninigi'ye bağlanır. İkisinde de amaç aynıdır, kaynak başkadır; biri soyu bir tanrıya, öbürü bir hayvana dayandırır.