Oğuz Kağan'ın altı oğlundan beşincisidir. Ağaç kovuğunda bulunan yersel eşinden doğmuştur; Gök Han ve Deniz Han ile birlikte Üçok kolunu oluşturur.
Adı dağ demektir. Küçük üç oğulun adları yeryüzünün ögelerini sıralar: gök, dağ ve deniz. Bu diziliş, Bozok kolundaki güneş–ay–yıldız sıralamasının yeryüzündeki karşılığıdır.
Ok Payı
Yaşlanan Oğuz Kağan, batıya yolladığı küçük üç oğlundan üç ok getirmelerini ister; her birine bir ok düşer. Dağ Han bu payı Gök Han'dan sonra alır ve toyda otağın sol yanında, ağabeyinin ardında oturur.
Sol yana kurulan direğin tepesine gümüş bir tavuk konur ve dibine kara bir koyun bağlanır; sağ yandaki Bozok direğinde ise altın tavuk ve ak koyun bulunur. Ak ile kara, altın ile gümüş, sağ ile sol — Oğuz düzeni baştan sona bu ikiliklerle kurulur.
Soyundan Gelen Boylar
Dört oğlu olmuş, onlardan dört Oğuz boyu türemiştir: Salur, Eymür, Alayuntlu ve Yüreğir. Salur, Türkmen boyları arasında en geniş yayılanlardandır ve Dede Korkut anlatılarının başkişilerinden birinin bağlandığı boydur; Yüreğir adı ise Çukurova'da yer adı olarak bugün de yaşar.
Boyunun ongunu uçkuştur. Her boyun ayrıca kendi tamgası bulunur.
Dağın Kutsallığı
Dağ, Türk inancında yalnızca bir yer biçimi değildir. Göğe en yakın nokta sayıldığı için törenler dağ başında yapılır, kurban dağ doruğunda kesilir ve Tengri'ye açık havada, yüksek bir yerde yönelinir. Bu yüzden dağın adını taşımak, göğe yakın olmayı da anlatır.
Kutsal sayılan dağların en başında, Göktürklerin ormanlık dağlık bölgesi Ötüken gelir; yazıtlar kağanın orada oturmasını buyurur ve orada oturulduğu sürece ilin ayakta kalacağını söyler. Dağlar ayrıca kendi sahibi olan yerlerdir; her dağın bir iyesi bulunur ve bunlar Yer Su denilen topluluğun içinde sayılır.
Dağ Han bu inançların tanrısı değildir; adını yeryüzünün en yüksek ögesinden alan bir destan beyidir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Dağın tanrılarla ilişkilendirilmesi geniş bir ortaklıktır. Yunan mitolojisinde tanrılar Olimpos'un doruğunda toplanır; Japon anlatısında dağların tanrısı Oyamatsumi anılır ve gökten inen Ninigi bir dağ doruğuna iner.
Türk anlatısını ayıran, dağın tanrıların oturduğu yer değil, insanın göğe seslendiği yer sayılmasıdır. Dağ bir konut değil, bir basamaktır.