Sümer anlatısında bilgelik ve tatlı su tanrısı Enki'nin veziri ve elçisidir. Efendisinin sözünü taşır, buyruğunu iletir, kapısını bekler ve konuklarını karşılar. İki yüzlü betimlenmesiyle Mezopotamya tanrıları arasında hemen tanınır. Akad metinlerinde Usmu adıyla anılır.
Taşıdığı görevin Sümercedeki adı, yaklaşık olarak vezir anlamına gelir. Bu makam Sümer tanrı düzeninde yerleşiktir: büyük tanrıların her birinin kendi veziri vardır ve tanrılar birbirleriyle çoğu zaman doğrudan değil, bu vezirler aracılığıyla konuşur.
İki Yüzü
Betimlemelerinde başında birbirine ters bakan iki yüz bulunur; biri ileriye, öbürü geriye döner. Elinde bir asa, başında sivri uçlu bir başlık taşır. Akad döneminden kalma bir silindir mühürde, omuzlarından su ve balık akan efendisinin yanında dururken bu iki yüzüyle betimlenmiştir.
İki yüz bir tuhaflık değil, işinin gereğidir. Elçi iki tarafın arasında durur: sözü aldığı yere de gideceği yere de bakmak zorundadır. Aynı anda iki yöne bakabilmesi, aracı olmanın kendisini bir görüntüye çevirir.
Bu ikilik efendisinin niteliğiyle de uyuşur. Enki, Sümer tanrıları arasında en kurnaz ve en dolambaçlı olanıdır; sözü doğrudan söylemez, yolunu bulur. Böyle bir tanrının vezirinin iki yüzlü olması anlatının kendi mantığına uyar.
Me'lerin Peşinde
En çok anıldığı anlatı, uygarlığın kurallarını taşıyan me'lerin kaçırılmasıdır. İnanna konuk olarak geldiğinde onu kapıda karşılayan, sofrayı kuran ve içkiyi sunan İsimud'dur.
Sofrada cömertleşen Enki me'leri birer birer tanrıçaya armağan eder; ayıldığında verdiklerini hatırlamaz ve vezirine sorar. Olup biteni ona anlatan yine İsimud olur.
Bunun üzerine tanrı onu tanrıçanın peşinden gönderir. İsimud altı kez gemiye yetişir ve her seferinde me'leri geri ister; her seferinde de İnanna'nın kendi veziri Ninşubur araya girip onu püskürtür. Sonunda me'ler tanrıçanın kentine ulaşır.
Anlatının bu bölümü iki vezirin karşı karşıya gelmesiyle kurulur. Tanrılar sofrada içki içip pazarlık ederken, işi yürüten ve sonucu belirleyen onların elçileridir; Sümer anlatısında yetkinin nasıl kullanıldığını en açık gösteren sahne budur.
Sekiz Bitki
Bir başka anlatıda efendisinin başına gelen felaketin dolaylı sebebi olur. Ana tanrıçanın yetiştirdiği bahçede sekiz bitki biter; Enki bunların ne olduğunu merak eder ve vezirine sorar.
İsimud her bitkinin adını söyler, tanrı da her birini teker teker yer. Bunun üzerine bahçenin sahibi Ninhursag öfkelenir ve tanrıya beddua eder; sekiz yerinden hastalanan Enki'yi yalnızca aynı tanrıça iyileştirebilir.
Vezirin buradaki payı dikkat çekicidir: yalnızca sorulanı yanıtlamıştır. Bilginin kendisi zararsızdır, onu kullanan zarar verir. Anlatı, bilmenin yetmediğini, bilinenle ne yapıldığının belirleyici olduğunu söyler.
Elçiliğin Yeri
Sümer tanrıları arasındaki iletişim baştan sona elçiler üzerinden yürür. Vezir yalnız haber taşımaz; kapıyı bekler, konuğu karşılar, sofrayı kurar, gerektiğinde efendisinin adına pazarlık eder ve verilen sözü hatırlatır.
Bu yüzden İsimud'un kendine ait bir anlatısı yoktur. Adı hep başkasının işinin içinde geçer ve o iş bittiğinde adı da anılmaz olur. Elçi tanrıların işlevleri Mezopotamya metinlerinde böyledir: görünürler, işlerini yaparlar ve geri çekilirler.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Tanrılarla insanlar ya da tanrılarla tanrılar arasında gidip gelen aracı her mitolojide bulunur. Mısır'da tanrıların sözünü yazan ve aralarında hüküm taşıyan Thoth benzer bir yer tutar; onu ayıran, aracılığın yanında kendi bilgeliğiyle de anılmasıdır.
Türk mitolojisinde aracılık tek bir varlıkta toplanmaz, yolun basamaklarına bölünür: kamı göğe çıkaran Yayık, adağı gökte karşılayan Utkuçı, haber taşıyan Karlık. Bunlar da tıpkı İsimud gibi tek bir tanrıya, Ülgen'e bağlıdır; ama hiçbiri tanrı sayılmaz, hiçbirine ayrıca kurban sunulmaz.
Asıl fark söz hakkındadır. Türk anlatısındaki elçiler taşır, karşılar ve bildirir; konuşmaz, pazarlık etmez, efendisi adına karar vermez. İsimud ise kapıda konuşur, sofrayı kurar, verilen sözü hatırlatır ve altı kez peşe düşüp geri ister. Sümer'de aracı bir görev değil, bir makamdır.