Enegi, Sümer'in güneyinde, Ur yakınlarında bulunan bir kenttir. Yeraltı ve şifa tanrısı Ninazu ile eşi Ningirida'nın tapım merkezidir. Ünü büyüklüğünden değil, ölüler ülkesiyle kurduğu bağdan gelir. Tapınak ilahileri onu, insanların öldükten sonra toplandığı yer olarak anar.
Kentin yeri bugün kesin olarak bilinmez ve Larsa, Ur ve Eridu arasındaki bölgede aranır. Bir yeraltı tanrısının evi olduğu için Nergal'in kenti Kuta'ya benzetilir ve Sümer'in Kuta'sı diye de anılır.
Adı ve Yeri
Adı çivi yazısında dönemden döneme farklı işaretlerle yazılır. Erken Hanedanlar döneminde bir biçim, Akad ve Üçüncü Ur hanedanı dönemlerinde başka bir biçim kullanılır. Eski Babil dönemindeki kısa yazılış başka iki kentin adıyla aynı olduğundan, tek başına hangi kentin kastedildiğini göstermez. Adın Sümer ülkesini anlatan ki-en-gi sözüyle ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Çoğunluk ise son hecenin soylu anlamına geldiğini kabul eder. Adın Enegir biçimi de kullanılır.
Yeri için birkaç öneri yapılmıştır. Önceleri Ur zigguratına iki buçuk kilometre uzaklıktaki bir höyük de içinde olmak üzere çevredeki çeşitli yerler gösterilir. Sonraki bir öneri kenti Ur'un yaklaşık yirmi beş kilometre ötesine koyar. Daha yeni bir görüşe göre Nasıriye'nin güneybatısında kazılan ve MÖ 2450 ile 2000 arasına tarihlenen bir yerleşim Enegi olabilir. Bu görüşü savunanlar da oradan çıkan yazılı belgenin az olduğunu, kesin sonucun yeni tabletlere bağlı kaldığını belirtir.
Ölüler Ülkesinin Kapısı
Kentin tapınağının adı Egida'dır ve mühürlü ev, ambar ya da uzun ev diye farklı biçimlerde çevrilir. Tapınak ilahilerindeki kısa övgüde Enegi, Ereşkigal'in yeraltı ülkesine uzanan büyük bir sunu borusuna benzetilir. Ölülere sunulan içki, toprağa gömülü böyle kil borulardan aşağı akıtılır. Aynı övgüde kent, Sümer'de insanların toplandığı ölüler diyarının kapısıdır. Tapınağın kürsüsüne oturan tanrı ise Ereşkigal'in doğurduğu Ninazu'dur.
Bu bağ Erken Hanedanlar döneminden beri bellidir. Urukagina da içinde olmak üzere Lagaş yöneticileri, Girsu'da Enegi'nin Ninazu'suna sunu sunar. Bu sunu listelerinden birinde onun hemen ardından Ereşkigal gelir ve bu, tanrıçanın adının geçtiği bilinen en eski kayıttır. Ur kralı Ur-Nammu da Enegi'deki Gılgamış'a mermer bir vazo adar. Burada anılan Gılgamış, ölüler arasında görev alan bir yeraltı tanrısı olarak tapım görür.
Tarihi
Erken Hanedanlar döneminde Enegi, Uruk'un egemenliğindeki topraklar arasında sayılır. Kentin dinsel geleneği de Uruk ile ilişkilendirilir ve belgelerde Ninşubur ile Ninsun gibi Uruk çevresinde tapılan tanrıların adları geçer. Üçüncü Ur hanedanı döneminde kent doğrudan Ur'a bağlanır, ama dinsel ağırlığını korur.
Hanedanın sonundaki yıkımı anlatan Sümer ve Ur Ağıtı'nda Ninazu silahını Egida'nın bir köşesine bırakır. Kimi çalışmalar bu dizelerden kentin o sırada yıkıldığı sonucunu çıkarır. Öbür görüş, Larsa'dan gelen Eski Babil dönemi belgelerinin kentin adını anmayı sürdürdüğünü hatırlatır. Bu belgelerin çoğu tapınak gelirinden pay alanlarla ilgilidir, yani Egida bir süre daha işlemiş görünür. MÖ birinci binyılda Enegi'nin adı artık geçmez. Asur egemenliği döneminden kalan bir Ur metninde Egida adlı bir tapınağın anılması, Ninazu tapımının Ur'a taşındığı biçiminde yorumlanır.