söylence
/sümer/huvava
_

Huvava

Huvava
Huvava.
Humbaba olarak da bilinir.
Sedir ormanını bekleyen dev bekçi.

Sümer anlatısında sedir ormanını bekleyen dev yaratıktır. Ormanı Enlil adına korur; oraya izinsiz girenin karşısına çıkar. Gılgamış'ın en bilinen seferinin konusu, bu bekçinin öldürülmesidir.

Sümerce metinlerde adı Huwawa biçiminde yazılır. Akad ve Babil metinlerinde aynı varlık Humbaba adıyla anılır; sonraki anlatılarda görünüşü ve öfkesi daha da abartılmıştır.

Kötücül bir yaratık olarak anlatılmaz. Yaptığı iş kendisine verilmiş bir görevdir ve ormana zarar veren yoksa kimseye dokunmaz. Ölümünün tanrıları öfkelendirmesi de bundandır — öldürülen bir canavar değil, bir bekçidir.

Sedir Ormanı

Beklediği orman, Sümer'in kendi topraklarında değil uzaktaki dağlardadır. Mezopotamya ovasında yapı kerestesi yoktur; sedir, uzaktan getirilmesi gereken en değerli maldır. Anlatının ormanı bir bekçiye emanet etmesi bu gerçeklikten doğar.

Gılgamış sefere çıkarken amacını açıkça söyler: adını kalıcı kılacak bir iş yapmak ister. Ölümü düşünüp ürperen kahraman, geriye bir ad bırakmayı ölümsüzlüğün yerine koyar. Yani sefer bir zorunluluk değil, bir seçimdir; orman kesilmek zorunda olduğu için değil, kahraman anılmak istediği için gidilir.

Yola çıkmadan önce güneş tanrısı Utu'ya yakarır ve ondan yol boyunca yardım eder yoldaşlar alır. Gökten her şeyi gören tanrının izniyle gidilmesi, seferin baştan haklı gösterilme çabasıdır.

Yedi Korku

Huvava'nın gücü kolunda değil, çevresini saran yedi korkunç ışıktadır. Bunlar hem zırhı hem silahıdır; karşısındakinin gözünü kamaştırır, dizinin bağını çözer ve yaklaşmasına izin vermez. Yedisi de üzerindeyken ona hiçbir silah işlemez.

Sümerce anlatıda kahraman onu güçle değil kandırarak yener. Karşısına dost gibi çıkar; kız kardeşlerini eş olarak vermeyi, un, ayakkabı, taş ve değerli armağanlar getirmeyi önerir. Huvava her armağan karşılığında korkularından birini teslim eder. Yedisi de elinden çıktığında savunmasız kalır ve yakalanır.

Hilenin bu kadar ayrıntılı anlatılması, Sümer anlatısının kahramanı yücelttiği kadar sorguladığını da gösterir. Gılgamış kazanır, ama kazandığı dövüş değildir.

Öldürülmesi

Yakalanan Huvava canını bağışlaması için yalvarır; ormanın bütün ağaçlarını ona vermeyi, hizmetine girmeyi önerir. Gılgamış yumuşar ve bırakmaya niyetlenir.

Onu vazgeçiren yoldaşı Enkidu olur: bırakılırsa haberin tanrılara ulaşacağını ve ikisinin de cezalandırılacağını söyler. Bunun üzerine bekçinin başı kesilir. Ölmeden önce ikisine de beddua ettiği anlatılır.

Kesilen baş Enlil'in önüne götürülür; tanrı sevinmez, tersine öfkelenir. Neden misafir gibi ağırlanıp sofraya oturtulmadığını, neden öldürüldüğünü sorar. Ardından Huvava'nın yedi korkusunu geri alıp tarlalara, ırmaklara, sazlıklara, aslanlara ve ormana dağıtır.

Bu dağıtım anlatının en anlamlı bölümüdür: korku ortadan kalkmaz, yalnızca yer değiştirir. Bekçi öldürülmüştür ama bekçilik sürmektedir; doğanın ürkütücülüğü artık tek bir varlıkta değil, her yerdedir.

Görünüşü

Betimlemesi korkutmak üzere kurulmuştur: sesi sel gibi, ağzı ateş, soluğu ölümdür. Yüzü aslan yüzüne benzetilir.

Kil tabletlerde ve pişmiş toprak maskelerde yüzü tek bir kıvrımlı çizgiyle, iç içe geçmiş bağırsakları andırır biçimde çizilir. Bu benzetme rastlantı değildir: Mezopotamya'da kurbanın bağırsaklarına bakılarak gelecek okunurdu. Bekçinin yüzünün kehanet okunan bir yüzeye benzemesi, ona bakanın kendi geleceğini gördüğü anlamına gelir.

Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları

Kutsal sayılan bir ormana el uzatmanın cezalandırılması yaygın bir düşüncedir. Türk inancında kutsal koruluklarda avlanmak ve ağaç kesmek yasaktır; ormanı gözeten Ebede, gereksiz yere ağaç kesen ya da yavrulu hayvan avlayan kişiyi yanıltır ve yolunu şaşırtır. Yunan mitolojisinde Demeter, kutsal koruluğundaki ağacı kesen adamı hiçbir şeyle doymayan bir açlığa çarptırır. Huvava'yı bunlardan ayıran, cezayı verenin bir tanrı değil, tanrının görevlendirdiği bir bekçi olması ve sonunda kendisinin öldürülmesidir.

Dev bir yaratığın kahraman tarafından hileyle alt edilmesi de ortak bir kalıptır. Türk anlatısındaki Tepegöz, kendisini kör eden Basat'ın elinde can verir; Japon anlatısındaki sekiz başlı yılan Yamata no Oroçi sekiz fıçı içkiyle sarhoş edilip parçalanır. Üç anlatıda da kahraman güçle değil kurnazlıkla kazanır; ama yalnız Sümer anlatısında bu kurnazlık kahramanın lehine değil, aleyhine bir iz bırakır.

Bağlantı grafiği

Bu maddenin bağlandığı ve buraya bağlanan 8 madde, aralarında 12 bağlantı.