Issız yerlerde, kırlarda, harabelerde ve mezarlıklarda dolaştığına inanılan tüylü, korkunç bir yaban varlığıdır. Anadolu halk inancının en tanınmış umacılarındandır. Adı Farsçadan gelir ve ıssızlığın, çölün gulyabanisi anlamını taşır; bu yönüyle Türk mitolojisine dışarıdan girip yerleşmiş bir figürdür.
Çoğunlukla iri, uzun boylu, bedeni baştan aşağı kıllarla kaplı, uzun tırnaklı ve dişli bir yaratık olarak betimlenir. Görünüşündeki belirsizlik ve iriliği, ona duyulan korkunun kaynağıdır; kimi anlatıda insana, kimilerinde yarı hayvan bir varlığa benzetilir.
Geceye Ait Olması
Yalnızca geceleri ortaya çıkar. Karanlıkta yolda kalan, ıssız bir yerden geçen ya da tek başına yol alan kişinin karşısına dikilir. Yolcuyu korkutup yolundan saptırdığı, onu şaşırtıp aynı yerde döndürdüğü, hatta sırtına binip taşıttığı anlatılır.
Gündüzün ve aydınlığın gücünden kaçar. Şafağın sökmesiyle, ışığın belirmesiyle ya da sabah ezanıyla ortadan kaybolduğuna inanılır. Bu yönüyle karanlığın ve ıssızlığın varlığıdır; aydınlık ve kalabalık onu uzak tutar.
Ondan Korunma
Halk anlatılarında ondan korunmanın ve onu etkisiz kılmanın çeşitli yolları vardır. En bilinen motiflerden biri, gulyabaniye bir iğne batırmaktır; iğne batırılan varlığın gücünü yitirdiği, uysallaşıp kişinin buyruğuna girdiği, iğne çıkarılınca kaçtığı anlatılır. Işık taşımak, dua okumak ve yalnız yola çıkmamak da koruyucu sayılırdı.
Benzer Varlıklar
Issız doğada insanı yoldan çıkaran, tekinsiz bir varlık olması bakımından, ormanda insanı gıdıklayarak öldüren Şürele ile aynı çevreye aittir; ikisi de doğanın insana ait olmayan, korkulan yüzünü temsil eder. Halk inancında çoğu zaman cinler ve mezardan kalkan varlıklarla birlikte anılır.
Bugün gulyabani, masalların, korku anlatılarının ve gündelik dilin tanıdık bir umacısıdır; korkutucu ve tüylü bir varlığı anlatmak için adı mecazen de kullanılır.