Köroğlu destanının karşı kahramanı, Anadolu anlatımında kahramanın karşısına dikilen haksız beydir. Destanı başlatan olay onun verdiği bir buyruktur: seyisinin gözlerine mil çektirmesi.
Anlatı boyunca kendi eliyle iş görmez. Adam gönderir, tuzak kurar, zindana attırır; hiçbir zaman karşı karşıya dövüşmez. Ağırlığı gücünden değil, elindeki yetkiden gelir.
Destanda bir kişi olmaktan çok bir konum olarak durur. Kahramanın büyüklüğü onun haksızlığıyla ölçülür; Köroğlu ona karşı olduğu için vardır, o da Köroğlu karşısında durduğu için anılır.
Adı Olmayan Bey
Anlatı ona kişisel bir ad vermez. Bolu Beyi, bir ad değil bir makamdır — Bolu'nun beyi demektir. Destan boyunca hep bu unvanla anılır.
Bu adsızlık, anlatının onu nasıl gördüğünü de söyler. Karşıdaki tek bir kötü adam değil, bir yetkinin kendisidir; kim oturursa otursun aynı işi göreceği varsayılan bir koltuktur.
Destanın öbür kollarında bu koltukta başkaları oturur. Azerbaycan anlatımında karşı kahraman Hasan Han ya da Hasan Paşa adıyla geçer, Türkmen anlatımlarında başka hanlar anılır. Adlar değişir, işlev değişmez: her kolda ezen bir yetki ve ona başkaldıran bir yiğit vardır.
Kör Etmesi
Ata düşkünlüğüyle anılır. Seyisi Seyis Yusuf'u dünyanın en iyi atını bulmakla görevlendiren de bu düşkünlüktür.
Uzun bir aramanın ardından seyis, sudan çıkan bir aygırdan doğmuş iki sıska tay getirir; bunların büyüyünce eşsiz olacağını bilmektedir. Bey ise önündeki cılız hayvanlara bakıp kendisiyle alay edildiğini düşünür, gözlerine mil çektirir ve adamı kapı dışarı eder.
Verdiği ceza, yaptığı işin karşılığı değil gururunun karşılığıdır. Seyis yalanla değil, göremediği bir doğruyla gelmiştir; kör edilen de gören adamdır.
Kendi Elleriyle
Anlatının en can alıcı ayrıntısı, tayları kendisinin geri vermesidir. Beğenmediği hayvanları kör ettiği adamın eline tutuşturup yollar.
O taylardan biri Kırat olur; karanlık ahırda yetiştirilir ve hiçbir atın yetişemediği hıza kavuşur. Yıllarca kendisine baş kaldıracak olan yiğidin bütün gücü, kendi ahırından çıkıp gitmiş bir hayvana dayanır.
Böylece destan bir döngü kurar: bey, aradığı atı tanıyamadığı için kör eder; kör ettiği adamın oğlu, tanıyamadığı atla onu yener. Yunan anlatısındaki gibi bir kehanetin yerine gelmesi değildir bu — kendi verdiği kararın ta kendisidir.
Çamlıbel Karşısında
Kör edilen adamın oğlu Çamlıbel'e çıkıp kale kurduktan sonra iki taraf uzun bir çekişmeye girer. Bey kervan yollarını korumaya çalışır, adamlarını gönderir, pusular ve tuzaklar kurar.
Kimi bölümlerde başarır da: Köroğlu'nu ve oğul edindiği Ayvaz'ı yakalatıp zindana attırır. Ama her seferinde tutsaklar kurnazlıkla ya da Kırat'ın hızıyla kurtulur; bey kazandığı hiçbir eli sonuna götüremez.
Anadolu anlatımında kız kardeşi Nigar'ın kaçırılıp kahramana eş olması da bu çekişmenin parçasıdır; haksızlığın karşılığı yalnız malla değil, aileyle de ödetilir.
Adının en çok yaşadığı yer ise bir türküdür. Kahramanın ona meydan okuyarak selam gönderdiği söz, halk müziğinde yüzyıllardır söylenir ve bugün adını duyanların çoğu onu bu yoldan bilir.
Sonu Olmaması
Destan ona bir son vermez. Öldürülmez, tahtından indirilmez, bağışlanmaz; anlatı sonuna geldiğinde hâlâ yerindedir.
Biten, kahramanın kendi dünyasıdır. Ateşli silah çıkınca yiğitliğin ölçüsü değişir, Köroğlu atına binip çekilir ve bir daha görünmez. Karşısındaki bey ise ortadan kalkmaz, yalnız karşısında duracak kimse kalmaz.
Bu bitiş, destanın söylediği şeyi de belirler. Anlatı haksızlığın ortadan kaldırıldığını değil, ona karşı durulduğunu anlatır; kazanılan zafer bir yenilgi değil, bir direnme kaydıdır.
Tarihteki Karşılığı
Bolu, Osmanlı düzeninde gerçek bir sancaktır ve başında gerçek beyler bulunmuştur. Destandaki kişinin belirli bir beye dayanıp dayanmadığı gösterilebilmiş değildir.
Anlatının on altıncı yüzyıl sonundaki Anadolu ayaklanmalarından beslendiği düşünülür. O dönemde köylüyü ezen yerel yetkililer ile dağa çıkan eşkıyalar arasındaki çekişme, destandaki karşıtlığın tarihsel karşılığı sayılır. Bolu Beyi de bu yüzden tek bir adamdan çok, bir dönemin yöneticisinin destana geçmiş biçimi olarak okunur.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Kahramanı ezen ve büyüklüğünü karşıtlığıyla belirleyen figürün Yunan mitolojisindeki karşılığı Öristeus'tur; o da Herakles'e görev üstüne görev verir ve kendisi hiçbir işi göze alamaz. Aradaki fark kahramanın tavrındadır: Yunan kahramanı buyruğa uyar ve çilesini sonuna kadar çeker, Köroğlu ise başkaldırır ve dağa çıkar. Biri kefaretle, öbürü isyanla kurulur.
Zorbalığı kendi karşıtını doğuran hükümdar ise Sümer anlatısında Gılgamış'tır. Halkı onun zulmünden yakınınca tanrılar ona denk bir varlık, Enkidu'yu yaratır. İki anlatıda da ezen kişi kendi karşıtını var eder. Ayrıldıkları yer sonuçtur: Sümer'de kral ile karşıtı dost olur ve zorbalık düzelir, Türk anlatısında böyle bir uzlaşma yoktur — karşıtlık sonuna kadar karşıtlık olarak kalır.