Sümer ve Akad anlatısında Eridu kentinde yaşayan bilge bir insandır. Bilgelik ve tatlı su tanrısı Enki'nin tapınağında hizmet eder: tanrıya sunulacak ekmeği hazırlar, sofrasını kurar, kayığıyla açılıp balığını tutar. Tanrı ona bütün bilgiyi vermiş, ölümsüzlüğü vermemiştir. Adına bağlanan anlatı, insanın neden ölümlü olduğunu açıklayan Mezopotamya metinlerinin başında gelir.
Kimi metinlerde Enki'nin oğlu sayılır, kimilerinde yalnızca onun elinde yetişmiş bir kul olarak geçer; aradaki bağın soy mu yetiştirme mi olduğu açık değildir. Kesin olan, tanrının onu kendi sırlarını paylaşacak kadar yakın tutmasıdır.
Metin bugün parça parça bilinir. En bütünlüklü kopyaları Mısır'daki Amarna yazışma arşivinde ve Ninova'daki büyük kitaplıkta bulunmuştur; bunlardan daha eski Sümerce parçalar da vardır. Bir Mezopotamya anlatısının Mısır'a kadar gidip orada yazıcı alıştırması olarak çoğaltılması, öykünün ne kadar yayıldığını gösterir.
Güney Rüzgârının Kanadı
Tapınağın sofrası için denize açıldığı bir gün güney rüzgârı kayığı devirir ve onu suya döker. Öfkelenen bilge, rüzgâra bir söz söyler ve sözüyle kanadını kırar. Rüzgâr yedi gün boyunca esmez olur.
Ağzından çıkan sözün doğrudan iş görmesi, ona verilen bilginin ne olduğunu da gösterir: elinde silah yoktur, buyruğu vardır. Sümer anlatısında söz ile eylem arasındaki ayrım incedir; bir şeyin adını doğru söyleyebilen onu değiştirebilir.
Yerin durmasını fark eden gök tanrısı An — Akad metinlerinde Anu — bunun sebebini sorar ve suçluyu göğe çağırır. Ölümlü bir insanın tanrılar katına çıkarılması, anlatının bütün düğümünü kuran olaydır.
Göğe Çıkışı
Yola çıkmadan önce Enki onu ayrıntısıyla hazırlar. Saçını taramamasını, yas giysisi giymesini söyler. Göğün kapısında iki tanrı bekler: Dumuzi ile ağaçların ve yeraltının tanrısı Ningişzida — metinde kısaltılmış Gizzida biçimiyle geçer. Onlara neden yas tuttuğu sorulduğunda, yeryüzünden iki tanrının çekilip gitmiş olmasına yandığını söyleyecektir.
Söylediği, kapıda duran iki tanrının kendisidir. Bu yüzden ikisi birbirine bakıp güler ve içeride onun için iyi söz söylerler. Öğüdün işe yaramasının sebebi kurnazlıktan çok yerindeliğidir: kapıyı bekleyen iki tanrı da yılın bir bölümünü aşağıda geçiren, yeryüzünden gerçekten eksilen tanrılardır. Yas uydurma değildir, yalnızca yasın tutulduğu kişilerin kapıda durduğu bilinmez.
Enki ikinci bir öğüt daha verir: gökte önüne konacak giysiyi giymesini, yağı sürünmesini, fakat sunulacak ekmeği yememesini ve suyu içmemesini tembihler. Çünkü ona verilecek olan ölüm ekmeği ile ölüm suyudur.
Reddedilen Ekmek
Göğe vardığında An önce öfkelidir; rüzgârın kanadını neden kırdığını sorar, ardından da asıl rahatsız olduğu şeyi söyler: bir tanrı, göğün ve yerin sırlarını ölümlü bir insana neden açmıştır? Kapıcıların araya girmesiyle öfkesi yatışır.
Sonra tanrı, karar değiştirir. Sırrı öğrenmiş bir insanın artık aşağıda yaşayamayacağına hükmeder ve önüne yaşamın ekmeğiyle yaşamın suyunu koydurur. Bilge, kendisine öğretileni harfi harfine uygular: giysiyi giyer, yağı sürünür, ekmeğe ve suya dokunmaz.
An buna güler ve onu yeryüzüne geri gönderir. Elinin altındaki ölümsüzlüğü, tam da ona güvenilmesi öğretildiği için geri çevirmiştir.
Metnin sonu eksiktir. Elde kalan bölümlerde tanrı, insanların bundan böyle hastalığa katlanacağını söyler ve anlatı şifa tanrıçasına yakarışla biter; ayrıca bilgenin kentine ve rahipliğine ayrıcalık tanındığı, Eridu'nun angarya yükümlülüğünden bağışlandığı kaydedilir. Ölümsüzlük kaçmış, yerine kent için bir imtiyaz kalmıştır.
Enki Aldattı mı
Anlatının en çok tartışılan yeri, tanrının verdiği öğüdün yanlışlıkla mı yoksa bilerek mi böyle olduğudur.
Bir okuyuşa göre Enki gerçekten korumak istemiştir; göğün insana ölüm sunacağını sanmış, tanrının karar değiştireceğini hesaplayamamıştır. Öğüt doğrudur, yalnızca öngörüsü tutmamıştır.
Öbür okuyuşa göre tanrı ne olacağını bilmektedir ve insanın ölümsüz olmasını istememektedir. Bütün bilgiyi vermiştir ama ölümsüzlüğü, insanın elinde tanrıya denk bir güç olacağı için esirgemiştir; kendi yarattığı varlığın sınırını yine kendisi çizmiştir.
İkinci okuyuş, tanrının öbür anlatılardaki davranışıyla da uyuşur. Yasağı çiğnemeden yasağın içinden yol bulmak onun bilinen yöntemidir; tufan haberini insana değil kamış duvara söylemesi de aynı işleyiştir. Burada da doğruyu söylemiş, fakat söylediği doğru insana ölümsüzlüğü kaybettirmiştir.
İlk Bilge
Mezopotamya geleneğinde tufandan önce yaşamış, insanlığa zanaatı, yazıyı, tapınak düzenini ve yasayı öğretmiş yedi bilge sayılır. Bunların ilki Eridu'ludur ve sudan çıkıp geldiği söylenir; Adapa çoğu metinde bu ilk bilgeyle bir tutulur. Bir tutulmaya karşı çıkanlar da vardır: bilgeler yarı balık betimlenir, oysa bu kişi balıkçıdır, balık değildir. Adının bir özel ad değil bilge anlamında bir unvan olduğu da öne sürülmüştür.
Adı sonraki yüzyıllarda bir ölçü haline gelmiştir. Hastalık kovan büyücüler törene başlarken kendilerini onun yerine koyar, "ben Adapa'yım" diye seslenirler; bu sözün geçtiği metinler binlerce yıl kullanılmıştır. Asur kralları da kendi bilgeliklerini övmek için ona benzetilmeyi seçmişlerdir. Ölümsüz olamayan adam, adı en uzun yaşayan insanlardan biri olmuştur.
Öbür Anlatılarla Bağı
Aynı kayıp bir başka Sümer anlatısında yeniden işlenir: Gılgamış da ölümsüzlüğün ta yanına kadar gider ve eli boş döner. İkisini ayıran, kralın arayıp bulamaması, bilgenin ise aramadığı halde önüne konanı geri çevirmesidir. Tufandan sağ çıkıp ölümsüz kılınan Ziusudra ise bunun tersidir; Mezopotamya anlatısında ölümsüzlük bir kez verilmiş ve bir daha verilmemiştir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Öbür dünyanın yiyeceğine dokunmanın insanın kaderini büsbütün değiştirmesi Japon anlatısında da vardır. İzanami, ölüler ülkesi Yomi'nin ocağında pişen yemeği yediği için oradan bir daha çıkamaz; kural açıktır, yiyen kalır. Adapa'nın öyküsü bu kuralın tersine çevrilmiş halidir — orada yemek insanı aşağıda tutar, burada yemeyi reddetmek yukarıda kalmasını engeller.
Yunan mitolojisinde Persefone, yeraltında yediği birkaç nar tanesi yüzünden yılın bir bölümünü orada geçirmeye bağlanır. Üç anlatıda da yeme edimi bir söz gibi işler: yenen şey, yiyeni bulunduğu yere yazar. Aradaki fark, Adapa'nın tek başına doğru sandığı için elini çekmesi, öbürlerinin ise bilmeden yemesidir.
Nors anlatısında ölümsüzlük yine bir yiyeceğe bağlıdır; tanrılar yaşlanmamak için İdun'un sakladığı elmaları yer ve elmalar elden gidince ihtiyarlamaya başlarlar. Ortak düşünce şudur: ölümsüzlük bir nitelik değil, sürekli alınması gereken bir azıktır. Sümer anlatısını ayıran, bu azığın insana bir kez uzatılıp bir daha uzatılmamasıdır.