Japon mitolojisinin en tanınmış canavarı, sekiz başlı ve sekiz kuyruklu dev yılandır. Her yıl bir insan kızı isteyen bu varlık, gökten kovulan fırtına tanrısı Susanoo tarafından öldürülür. Kuyruğundan çıkan kılıç, sonradan Japon imparatorluğunun üç kutsal simgesinden biri olur.
Adı sekiz çatallı büyük yılan anlamına gelir. Japon anlatılarında sekiz sayısı çoğu zaman kesin bir sayı değil, sayısız anlamında kullanılır; bu yüzden ad, "başı sayılamayacak kadar çok olan yılan" biçiminde de okunabilir. Olay, Japonya'nın batısındaki İzumo diyarında, Hii ırmağının kıyısında geçer.
Görünüşü
Anlatının en eski kaydı canavarı ayrıntılı biçimde betimler: gözleri kızıl kış kirazı gibi parlar, sırtında yosun, servi ve sedir ağaçları biter, gövdesi sekiz vadi ile sekiz tepeyi birden kaplar ve karnının altı her yerinden kan sızarak çürümüştür.
Bu betimleme onu bir hayvandan çok bir araziye benzetir. Üstünde orman yetişecek kadar büyük, kımıldadıkça vadileri dolduran, karnı sürekli kanayan bir gövde — canavar, karşısına çıkan kahramandan çok, bir bölgenin kendisiyle boy ölçüşülen coğrafyasıdır.
Sekizinci Kız
Gökten sürülen Susanoo, ırmak kıyısında ağlayan yaşlı bir çiftle karşılaşır. Adamın adı Aşinazuçi, kadının adı Tenazuçidir; adam, dağ tanrısı Oyamatsumi'nin oğlu, yani kendisi de bir tanrıdır. Sekiz kızları olmuş, yılan her yıl gelip birini almıştır; geriye yalnız en küçükleri Kuşinada Hime kalmıştır ve yılanın gelmesine az vardır.
Bu bölüm, canavarı öbür anlatılardaki canavarlardan ayırır. Yılan bir kez saldırıp geçen bir bela değil, her yıl aynı bedeli alan yerleşik bir düzendir; aile ona yedi kızını art arda vermiş, karşı koymayı hiç denememiştir. Anlatının gerilimi, canavarın gücünden çok bu teslimiyetin sürekliliğinden gelir.
Sekiz Fıçı
Susanoo, kızla evlenmek karşılığında yılanı öldürmeyi önerir. Önce Kuşinada Hime'yi bir tarağa dönüştürüp saçına takar — kızın adındaki kuşi sözcüğü Japoncada hem tarak hem kutsal anlamına gelir ve anlatı bu iki anlamı bilerek üst üste bindirir.
Sonra yaşlı çifte sekiz kapılı bir çit kurdurur, her kapıya bir sehpa ve her sehpaya sekiz kez damıtılmış güçlü içkiyle dolu bir fıçı koydurur. Gelen yılan sekiz başını sekiz fıçıya birden daldırır, içkiyi bitirince derin bir uykuya dalar. Susanoo uyuyan gövdeyi parça parça doğrar; kan Hii ırmağını kızıla boyar.
Canavarın hileyle yenilmesi anlatının belkemiğidir. Sekiz baş, tek tek karşılaşıldığında yenilmez bir üstünlüktür; ama hepsi aynı anda aynı tuzağa kapılır. Yılanı bitiren şey gücünün azlığı değil, açgözlülüğünün başlarını birbirinden ayıramamasıdır.
Kuyruğundaki Kılıç
Dördüncü kuyruğa gelindiğinde Susanoo'nun kılıcının ağzı gedilir. Kuyruğu yararak içinden bir kılıç çıkarır. Bu kılıcın ilk adı göğün toplanan bulutlarının kılıcı anlamına gelir; yılanın bulunduğu yerin üstünde sürekli bulut toplandığı için böyle anıldığı söylenir. Susanoo onu, gökte yaptıklarının barışma armağanı olarak kız kardeşi Amaterasu'ya gönderir.
Kılıç sonradan, ot biçerek kendini yangından kurtaran kahraman Yamato Takeru'nun elinde Kusanagi, yani ot biçen adını alır. Böylece imparatorluğun üç kutsal emanetinden biri, bir canavarın gövdesinden çıkmış olur — Amaterasu'nun aynası ile boncuğu gökte yapılmışken kılıç yerden, üstelik öldürülen bir düşmanın içinden gelir.
Anlatının Ardındaki Yer
Araştırmacılar canavarı çoğunlukla Hii ırmağının kendisiyle açıklar. Irmak kıvrım kıvrım akar, kollara ayrılır ve taştığında tarlaları yutar; kum tepecikleri uzaktan yılan pulunu andırır. Bu okumada her yıl verilen kız, ırmağa ödenen bedeldir; canavarın öldürülmesi ise taşkının denetim altına alınmasıdır.
İkinci bir açıklama bölgenin demirciliğine dayanır. İzumo dağlarında kumdan demir çıkarılır, cevheri ayırmak için dağ toprağı sularla yıkanırdı; bu işlem ırmağı kızıla boyar, ormanların kömür için kesilmesi de taşkını artırırdı. Canavarın hep kanayan karnı ile kuyruğundan çıkan kılıç, bu okumada aynı şeyin iki yüzüdür: kızıl ırmak ve ondan elde edilen demir.
Başka Mitolojilerdeki Benzerleri
Fırtına tanrısının dev yılanla dövüşmesi mitolojilerin en yaygın kalıplarındandır. Mısır'da güneş teknesinin yolunu her gece kesen kaos yılanı Apophis püskürtülür ama hiç ölmez; Nors mitolojisinde Thor ile dünyayı çevreleyen Jörmungand birbirini sonun gününde öldürür. Yamata no Oroçi'yi bunlardan ayıran, kesin olarak ölmesi ve ölümünden geriye bir nesne kalmasıdır.
Çok başlı canavarın biçilmesi ise ayrı bir kalıptır: Türk mitolojisinde ay ile güneşi yutmaya çalışan Yelbegen ile insan yiyen Yalmavuz, Yunan mitolojisinde Herakles'in kestikçe başı çoğalan Hidra'sı aynı düşüncenin başka biçimleridir. Yalmavuz ile ortak yanı belirgindir; ikisi de kaba güçle değil, önce sarhoş edilerek ya da kandırılarak yenilir.