Yunan mitolojisinde, deniz kıyısındaki bir adada oturan ve şarkısıyla geçen gemicileri kendine çeken varlıklardır. Sesini duyan yolunu unutur, kıyıya yönelir ve bir daha oradan ayrılamaz. Sayıları kaynaklara göre iki ile dört arasında değişir.
Yaygın sanılanın aksine balık kuyruklu değildirler. Eski Yunan tasavvurunda gövdeleri kuş, başları kadındır; kimi betimlemelerde insan kolları da vardır. Balık kuyruklu deniz kızı görüntüsü çok daha sonra, Orta Çağ'da yerleşmiştir ve eski anlatıyla ilgisi yoktur.
Soyları
Kimin çocukları oldukları kaynaklarda birleşmez; bir ırmak tanrısının kızları sayıldıkları gibi, annelerinin ilham perilerinden biri olduğu da söylenir. Sesi bu kadar güçlü varlıkların soyunun şiire ve müziğe bağlanması anlatının kendi mantığına uyar.
Bir anlatı, kuş biçimini nasıl aldıklarını da açıklar. Buna göre başlangıçta Persefone'nin arkadaşlarıydılar; tanrıça yeraltına kaçırılınca onu aramaları için Demeter onlara kanat verdi. Bu okumada kuş gövdesi bir ceza değil, bir arama aracıdır — sonradan yolunu kaybedenlere dönüşmüş olmaları anlatıya ayrı bir tat katar.
Şarkıları
Tehlikelerinin nerede olduğu çoğu zaman yanlış anlaşılır. En eski anlatıda gemiciyi çeken şey güzellikleri ya da aşk vaadi değil bilgidir: yeryüzünde olup biten her şeyi bildiklerini, geçenin adını ve geçmişini bildiklerini söyleyip onu yanlarına çağırırlar. Duyan kişi merakına yenilir.
Oturdukları çayır, kurumuş derileri kemiklerine yapışmış insan iskeletleriyle doludur. Kimseyi kovalamaz, kimseyi zorla almazlar; yalnız otururlar ve söylerler. Öldüren şey onların gücü değil, karşılarındakinin kendini tutamamasıdır.
Yanlarından Geçenler
Şarkılarını duyup sağ kurtulan iki gemi anlatılır ve ikisi de aynı yöntemi kullanmaz. Birinde kahraman Odysseus, bir büyücünün uyarısıyla adamlarının kulaklarını balmumuyla tıkar; ama kendisi şarkıyı duymak ister ve geminin direğine bağlatır. Şarkıyı duyunca çözülmek için yalvarır, adamları duymadıkları için bağlarını sıkılaştırır. Böylece hem dinler hem kurtulur.
Öbüründe altın post seferine çıkan gemi aynı sulardan geçer; orada kurtuluşu sağlayan ozan Orfeus'tur. Sirenlerin sesini bastıracak kadar güçlü çalar ve gemiciler onun ezgisini duyarak yollarına devam eder.
İki çözüm de dikkat çekicidir: kimse Sirenlerle dövüşmez. Biri kendini bağlar, öbürü daha güçlü bir müzik koyar. Bu varlıklara karşı silah işe yaramaz, çünkü tehlike dışarıda değil dinleyenin içindedir.
Sonları
Bir anlatıya göre yanlarından sağ geçilmesi onların sonunu getirir: şarkılarına kapılmayan biri çıktığında kendilerini denize atıp ölürler. Varlık nedenleri karşı konulmaz olmalarıdır; karşı konulabildikleri anda tükenirler.
Bu son, onları Yunan mitolojisindeki öbür canavarlardan ayırır. Çoğu canavar bir kahraman tarafından öldürülür; Sirenler ise yenilmez, yalnızca dinlenmeyerek geçersizleştirilir.
Adın Sonraki Yolculuğu
Adları bugün de yaşar. Orta Çağ'da balık kuyruklu deniz kızıyla karışmaları, sonraki bütün resimleri ve anlatıları belirlemiştir; bugün pek çok dilde deniz kızı ile siren aynı sözcükle karşılanır. Uzaktan duyulan ve insanı harekete geçiren uyarı sesine siren denmesi de aynı kökten gelir — ilk anlamıyla tam tersi bir işlev kazanmıştır: eskiden çağıran ses, şimdi uzaklaştıran sestir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılıkları
Yolun ortasında beliren, sesiyle ve sözüyle yolcuyu görevinden alıkoyan dişil varlık Türk mitolojisinde de bulunur. Erlik'in kızları, yeraltına inen ya da göğe çıkan kamın karşısına dikilir, onu kendi yanlarına çağırıp getirdiği adağı unutturmaya çalışır; adı bilinen ikisi Erke Hanım ile Kiştey Ana'dır. Orada da kurtuluş güçle değil, kendini tutmakla olur; kendini tutamayan kamın kurbanı kabul edilmez.
İnsan başlı kuş biçimi ise Mısır'da bambaşka bir anlam taşır. Orada ölünün bedeninden ayrılan yanı, insan başlı bir kuş olarak betimlenir ve gündüz mezardan çıkıp dolaşır, gece geri döner. Aynı melez görüntü bir yerde ölümün habercisi, öbüründe ölünün kendisidir; kuş gövdesi ile insan yüzünün birleşmesi iki gelenekte de bu dünyayla öteki arasındaki geçişi anlatır.