Türk mitolojisinde, yenilgiye uğrayıp dağlarla çevrili bir vadiye sığınan bir boyun orada dört yüz yıl çoğaldıktan sonra çevresindeki demir dağı eritip dışarı çıkmasını anlatan destandır. Aynı zamanda o vadinin adıdır. Yıkımdan sonra yeniden doğuşun anlatısı olarak okunur.
Kapalı bir yerde çoğalıp oradan yeryüzüne yayılma düşüncesi, Türk mitolojisinde başka anlatılarda da görülür; dişi kurt Aşina'nın mağarada on oğul doğurması aynı kalıbın öbür örneğidir. Ergenekon'u ayıran, çıkışın kendiliğinden değil, insanın kendi emeğiyle — demiri eriterek — gerçekleşmesidir.
Anlatı
Boy büyük bir savaşta yenilir ve neredeyse tümüyle kırılır. Geriye yalnız iki genç adam ile eşleri kalır; kaynaklarda bu iki kişinin adı Kıyan ve Nüküz olarak verilir. Düşmandan kaçarken dar bir geçitten girilen, çevresi aşılmaz dağlarla kuşatılmış bir vadiye ulaşırlar. Vadi sulaktır, otlağı boldur, av hayvanıyla doludur; oraya yerleşirler.
Aradan dört yüz yıl geçer. Kollara ayrılıp çoğalırlar, sürüleri artar ve vadi onlara dar gelmeye başlar. Dışarı çıkmak için girdikleri geçidi ararlar ama bulamazlar.
Yol bir demirci ustasının aklından çıkar. Usta, dağın bir yanının demir olduğunu söyler; oraya kat kat odun ve kömür yığmayı, sonra körüklerle üflemeyi önerir. Yetmiş körük hazırlanır, hepsi birden çalıştırılır ve dağın demir yanı erir. Açılan gedikten yüklü develerin geçebileceği bir yol çıkar.
Boy vadiden çıkar. Kimi anlatılarda çıkışın yolunu bir bozkurt gösterir ve onları güvenli topraklara ulaştırır; boyun başına geçen ilk hükümdar da bu yüzden boz kurt anlamına gelen Börteçine adıyla anılır. Yol gösteren kurt için Türk anlatılarında kullanılan ad Gökbörü'dür.
Adı
Adın anlamı tartışmalıdır. Bir görüş onu maden yeri anlamında okur; bu okuma, destanın demir ve demircilik çevresinde kurulmasıyla uyumludur. Bir başka görüş adı sarp yamaç, yani dik ve geçit vermez yer diye açıklar; bu da vadinin kapalılığını karşılar.
İki açıklama birbirini dışlamaz. Anlatının bütün gerilimi tam bu ikisinin arasındadır: geçit vermeyen dağın kendisi, aynı zamanda çıkışı sağlayacak madenin kaynağıdır. Boyu hapseden şeyle onu kurtaran şey aynı taştır.
Demircinin Yeri
Destanın çekirdeğinde bir tanrı ya da kahraman değil, bir zanaatkâr durur. Kurtuluşu getiren güç, savaş ya da tanrısal yardım değil, demirin nasıl eritileceğini bilen bir ustanın bilgisidir. Bu, Türk anlatıları içinde demirciliğe verilen özel yerin en açık örneğidir.
Demirciliğin kutsal sayılması yalnız bu destana özgü değildir. Türk halk inancında demirin kötücül varlıkları uzaklaştırdığına inanılır; lohusanın yastığı altına bıçak konması, Albıs'ın demirden korktuğunun söylenmesi aynı düşüncenin parçalarıdır. Çin kaynakları da Göktürklerin bir dönem başka bir halka demircilik ettiğini kaydeder; destanın demir çevresinde kurulması bu tarihsel arka planla birlikte değerlendirilir.
Nevruz ile Bağı
Vadiden çıkış gününün ilkbaharın başlangıcına, yani yirmi bir mart'a denk geldiği söylenir. Bu yüzden destan Nevruz kutlamalarıyla birleşmiştir. Törende bir demir parçası ateşte kızdırılır ve örs üstünde çekiçle dövülür; hükümdarın ya da topluluğun ileri geleninin ilk çekici vurması adettir.
Törenin anlamı iki katlıdır: hem kışın bitip baharın gelmesini, hem tutsaklığın bitip özgürlüğün başlamasını canlandırır. Doğanın yeniden dirilmesiyle bir halkın yeniden doğması aynı güne bağlanmıştır.
Kaynakları ve Tartışma
Destanın yazılı kayıtları geç tarihlidir. En eski özeti on dördüncü yüzyılda Farsça yazılmış bir tarih kitabında bulunur; on yedinci yüzyılda bir Türk hükümdarı aynı anlatıyı Türkçeye aktarmış ve vadinin adını Ergenekon olarak vermiştir.
Burada önemli bir ayrım vardır: her iki kaynakta da anlatının kahramanı Türkler değil Moğollardır. Destanın Türk destanı olarak anılması, yirminci yüzyılın başında yaygınlaşmıştır; Balkan Savaşları döneminde Ziya Gökalp'in aynı adla yazdığı şiir bu yerleşmede belirleyici olmuştur. Araştırmacıların bir bölümü anlatının Göktürk türeyiş anlatılarıyla ve kurt inancıyla taşıdığı ortaklıklara dayanarak kökeninin Türk geleneğinde olduğunu savunur; bir bölümü ise bunun sonradan kurulmuş bir bağ olduğunu söyler. Tartışma kapanmış değildir.
Aynı biçimde, destandaki dört yüz yılın Hun birliğinin dağılmasıyla Göktürk devletinin kurulması arasındaki döneme denk düştüğü öne sürülür. Bu benzerlik dikkat çekicidir, ama destanın bu dönemin belgesi olduğunu göstermez; anlatının kendisi tarihî bir kayıt değil, bir yeniden doğuş anlatısıdır.
Başka Mitolojilerdeki Benzerleri
Kapalı bir yerde saklanıp oradan yeniden çıkma düşüncesi başka geleneklerde de vardır. Japon mitolojisinde güneş tanrıçası Amaterasu bir mağaraya kapandığında dünya karanlığa gömülür; o dışarı çıktığında ışık ve düzen geri gelir. Nors anlatısında ise dünyanın sonunda her şey yandıktan sonra, dünya ağacı Yggdrasil'in içinde saklanmış bir çift dışarı çıkar ve insan soyu onlardan yeniden türer.
Ergenekon'u bunlardan ayıran, çıkışın bir tanrının kararına ya da kaderin dönmesine bağlı olmamasıdır. Ne bir tanrı kapıyı açar ne de süre kendiliğinden dolar; dağı deleni insanın kendi bilgisi ve emeğidir. Türk anlatısında kurtuluş verilen bir şey değil, kazanılan bir şeydir.