Zulmeden beye başkaldıran, dağa çıkıp güçsüzün yanında duran destan kahramanıdır. Adı, kör edilen babasının oğlu olduğunu bildirir. Anlatısı Doğu Türkistan'dan Balkanlara kadar uzanan geniş bir alanda yaşar ve derlenmiş beş yüze yakın anlatımı vardır.
Destanın çekirdeğinde kişisel bir haksızlık durur: bir seyisin gözleri, beyini memnun edemediği için oyulur. Kahramanın bütün yaptıkları bu tek olayın hesabını sormaktan doğar, ama zamanla kendisi gibi ezilenlerin toplandığı bir başkaldırıya dönüşür.
Adı
Ad, anlatının koluna göre iki ayrı biçimde açıklanır. Anadolu anlatımında kör doğrudan görme yitimidir: kahraman, gözleri oyulan seyisin oğludur. Orta Asya anlatımlarında ise ad Göroğlu biçiminde geçer ve gör orada mezar demektir; kahraman, gömülen annesinin mezarında doğan çocuktur.
İki açıklama da anlatının kendi mantığına oturur. Birinde kahraman bir haksızlığın, öbüründe bir ölümün içinden çıkar; her ikisinde de doğuşu bir yıkımın ardından gelir. Aynı adın iki ayrı okumayla iki ayrı doğum anlatısı üretmesi, destanın ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösterir.
Köroğlu'nun Hikayesi
Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf, beyine dünyanın en iyi atını bulmakla görevlendirilir. Uzun süre arar ve sonunda iki sıska tay bulur; bunların büyüyünce eşsiz atlar olacağını anlar. Ama bey, önüne getirilen cılız tayları görünce aşağılandığını düşünür ve öfkeyle seyisin gözlerinin oyulmasını buyurur.
Kör edilip kapı dışarı edilen Yusuf, tayları da yanına alıp evine döner. Artık göremediği için atları oğluna tarif eder: karanlık bir ahırda, güneş görmeden, kendi söylediği ölçülerle beslenecektir. Yıllar sonra ahırdan çıkan taylardan biri, hiçbir atın yetişemediği Kırat olur.
Yusuf'un öcünü almak için gereken gücün nerede olduğunu da bilir: iki ırmağın birleştiği yerde, yılın belli bir anında sudan üç köpük akacaktır. Bu köpükleri içen kişi ölümsüzlük, yenilmez bir güç ve söz söyleme yeteneği kazanacaktır. Oğlunu o suyun başına yollar; kendisi de gözlerinin açılmasını umar.
Ancak genç, suyun başında susuzluğa dayanamaz ve üç köpüğü de kendisi içer. Babası bunu duyunca kızmaz: Öyleyse öcümü sen alacaksın der. Böylece kör babanın gözü açılmaz, ama oğlu ölümsüz ve yenilmez olur. Anlatı, öcün babadan oğula geçtiği bu anda başlar.
Genç adam, Bolu'nun karşısındaki dağlık geçit Çamlıbel'e çıkar ve orada bir kale kurar. Çevresine kendisi gibi haksızlığa uğramış yiğitler toplanır; kervan yolunu tutar, zenginden alıp yoksula verir, beyin adamlarını dize getirir. Adı bundan sonra Köroğlu'dur.
Anlatının sonraki bölümleri bu kalede geçen olayları sıralar. Bolu Beyi'nin kız kardeşi Nigar'ı kaçırıp kendine eş yapar; Üsküdar'da bir kasapbaşının oğlu olan Ayvaz'ı kaçırıp oğul edinir ve yetiştirir. Yanındaki yiğitlerle beraber pek çok kez kuşatılır, tuzağa düşürülür; her seferinde Kırat'ın hızıyla ya da kendi kurnazlığıyla kurtulur.
Kırat
Kırat, destanın kahramandan sonra en çok anılan kişisidir. Karanlık ahırda, gün ışığı görmeden yetiştirilmiştir; bu yüzden sıradan bir at değil, gizli bir yöntemle var edilmiş bir varlıktır. Kimi anlatımlarda uçtuğu, kimilerinde konuştuğu ya da sahibinin sözünü anladığı söylenir.
Köroğlu'nun gücü büyük ölçüde ona bağlıdır: Kırat elinden alındığında kahraman çaresiz kalır ve onu geri almak destanın ayrı bir bölümünü oluşturur. Atın kahramandan ayrılmaz sayılması, Türk anlatılarında yaygın bir kalıptır; kanatlı at Tulpar ile Kambar'ın koruduğu at soyu aynı düşüncenin başka biçimleridir.
Sonu
Destan bir zafere değil, bir çekilmeye bağlanır. Anlatıya göre ateşli silah ortaya çıktığında Köroğlu, karşısındakinin yüzüne bakmadan uzaktan öldürmenin yiğitlik olmadığını söyler; delikli demir çıktı, mertlik bozuldu sözü ona atfedilir. Ardından Kırat'ına binip Çamlıbel'den ayrılır ve bir daha görülmez.
Ölmez, kaybolur. Ölümsüz olduğu için de ölemez; anlatı onu bitirmez, ortadan çeker. Bu son, destanın anlattığı dünyanın kendisinin sona ermesidir: yiğitliğin ölçüsü değişince kahramanın yeri kalmaz.
Anlamı
Başkaldırı bir yönetim biçimine değil, tek bir olaya karşı başlar. Kişisel öcün zamanla ortak bir davaya genişlemesi, destanın taşıdığı asıl düşüncedir; Çamlıbel'e toplananların hepsi kendi haksızlığını yanında getirmiştir.
İkinci vurgu köpüklerdedir. Kahramana verilen üç armağandan ikisi güçle ilgilidir, üçüncüsü sözle. Yiğitliğin yanına söz söyleme yeteneğinin konması, Türk anlatı geleneğinde gücün tek başına yeterli sayılmadığını gösterir: yapılanın anlatılması, yapılması kadar önemlidir.
Üçüncüsü, babanın gözünün hiç açılmamasıdır. Anlatı kolay bir tamir sunmaz; kaybedilen geri gelmez, yalnız hesabı sorulur. Kör baba destanın sonuna kadar kör kalır ve kahramanın adı da bu yüzden Köroğlu'dur — adı, iyileştirilemeyen şeyin kendisidir.
Tarihteki İzi
Destanın on altıncı yüzyıl sonundaki Anadolu ayaklanmalarından beslendiği düşünülür; kahramanın gerçek bir kişiden esinlenip esinlenmediği tartışmalıdır. On yedinci yüzyılda yazılmış bir gezi kitabında, Çerkeş dolaylarında karşılaşılan eşkıyaların Köroğlu'nun ününe yetişemediği söylenir; yani ad, o tarihte çoktan bir ölçü haline gelmiştir.
Anlatı yayıldığı her yerde yerel biçimler almıştır. Azerbaycan, Türkmen, Özbek ve Kazak anlatımlarında olaylar, kişiler ve kahramanın doğuşu değişir; ortak kalan, haksızlığa uğrayıp dağa çıkan ve atından ayrılmayan bir yiğidin çevresinde toplanmasıdır.
Karıştırılmaması Gerekenler
Aynı adı kullanan ve on altıncı-on yedinci yüzyılda yaşamış bir saz şairi vardır; yalın dille yiğitlik, dostluk ve sevda üzerine söylediği şiirler bugün de okunur. Bu madde o ozanı değil, destan kahramanını anlatır. İkisinin aynı kişi olup olmadığı araştırmacılar arasında çözülmüş bir konu değildir; halk belleğinde birleşmiş olmaları, aynı kişi oldukları anlamına gelmez.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Görmenin yitirilmesiyle sözün kazanılması arasındaki bağ Nors mitolojisinde neredeyse aynı biçimde kurulur: Odin bilgeliği elde etmek için bir gözünü kuyuya bırakır ve ayrı bir yolculukla, içeni ozan yapan şiir balını ele geçirip insanlara dağıtır. İki anlatıda da göz ile söz arasında bir takas vardır; Köroğlu'nda bedeli ödeyen baba, armağanı alan oğuldur.
Ölümsüzlük veren suyun kaçırılması ise Sümer anlatısındaki Gılgamış'ı akla getirir; o da ölümsüzlük otunu bulur ve elinde tutamaz. Aradaki fark şudur: Gılgamış arar ve yitirir, Köroğlu ise aramadan, susuzluğunu gidermek için içer. Türk anlatısında ölümsüzlük bir arayışın ödülü değil, bir rastlantının sonucudur.
Kahramanın atıyla birlikte anılması da geniş bir ortaklıktır. Nors anlatısında Odin'in sekiz ayaklı atı Sleipnir, Yunan mitolojisinde kanatlı at Pegasos sahibinin ulaşamayacağı yere ulaşmasını sağlar. Kırat'ı bunlardan ayıran, tanrısal bir soydan gelmemesi, karanlık bir ahırda bir insan eliyle yetiştirilmiş olmasıdır.