Dede Korkut anlatılarının en tanınmış kahramanıdır. Kendisine ayrılan boy kitabın en uzunudur ve on iki boyun içinde en çok işlenen aşk anlatısıdır. Kam Büre Bey'in oğlu, Banı Çiçek'in beşik kertmesidir.
Anlatısı bir kalıp üzerine kuruludur: yiğit düğün gecesi kaçırılır, uzun yıllar tutsak kalır, ölü sanılır, nişanlısı bir başkasıyla evlendirilmek üzereyken kılık değiştirip döner ve kendini tanıtır. Bu kalıp Türk dünyasının geniş bir alanında yaşamıştır.
Kahramanlığı kaba güce değil, sabra ve ölçüye dayanır. Karşısındakini yenmek yerine sınar, öcünü almak yerine bağışlar; kitapta düşmanını affeden başlıca kişi odur. Sonu ise kendi elinden gelmez — yıllar sonra, başka bir boyda, kayınbabası tarafından öldürülür.
Adının Konması
Babası Kam Büre Bey, Bayındır Han'ın meclisinde oğlu olmadığı için ağlar. Duası kabul olur ve aynı günlerde beyin bir oğlu, Bay Bican Bey'in de bir kızı dünyaya gelir. İki bey daha o anda çocuklarını beşik kertmesi yapar.
Oğuz töresinde çocuğa ad, bir iş başardıktan sonra verilir. Delikanlı, kendisine armağan getirirken soyulan bezirgânların malını haydutlardan geri alır; bunu duyan Dede Korkut ona atının rengini de anarak Boz Aygırlı Bamsı Beyrek adını verir.
Atı Boz Aygır, anlatı boyunca yanından ayrılmaz ve dönüşünde onu ilk tanıyanlardan biri olur.
Banı Çiçek
Nişanlılar birbirini görmeden büyür. Ayrı ayrı ava çıktıkları bir gün karşılaşırlar ve kimliklerini bilmeden bir çekişmeye tutuşurlar. Kız üç yarış önerir: at koştururlar, ok atarlar, sonunda güreşirler. Üçünü de yiğit kazanır.
Bu bölüm, Oğuz anlatısında kadının yerini gösteren en açık sahnelerdendir; Banı Çiçek evlenilecek biri olarak değil, at binen ve güreşen bir denk olarak çıkar karşısına. Yenilmesi de teslim olmak değil, seçmektir.
Ayrılırken yiğit ona parmağındaki yüzüğü verir. Bu yüzük, on altı yıl sonra kimliğini kanıtlayacak tek nesnedir.
Deli Karçar'ın Başlığı
Kızın ağabeyi Deli Karçar, kız kardeşini isteyeni öldürmekle ün salmıştır. Dünürlüğe Dede Korkut gider; kılıcını çeken ağabeyin eli havada kurur, ozanın duasıyla yeniden açılır.
Bunun üzerine imkânsız bir başlık ister: bin erkek deve, ama hiç dişi deve görmemiş ola; bin aygır, ama hiç kısrağa aşmamış ola; bin koç, bin de kuyruksuz kulaksız köpek; üstüne bin pire.
Sayılanların hepsi bulunur da bin pire bulunmaz. Ozan onu pire dolu bir yere sokup soyar; kurtlanan adam sonunda dayanamaz ve kız kardeşini vermeye razı olur. Anlatının bu bölümü, kitabın en açık gülmece sahnesidir: en korkulan yiğit, en küçük yaratıkla yenilir.
Esareti
Düğün gecesi baskına uğrar. Kıza önceden göz koymuş olan Bayburt hisarının beyi, uykudaki obayı basar ve yiğidi otuz dokuz yoldaşıyla birlikte tutsak alır.
Kalede on altı yıl tutulur. Bu sürede babasının gözleri ağlamaktan görmez olur, obası onu ölü sayar.
Kaledeki beyin kızı ona gönlünü kaptırır, gizlice yiyecek taşır ve sonunda kendisini alması sözü karşılığında bir iple burçtan aşağı indirip kaçırır.
Ozan Kılığında Dönüşü
Yolda öğrendiği haber şudur: Yalancı Oğlu Yaltacuk, geride kalan gömleğini kana bulayıp öldüğüne kanıt diye göstermiş, Banı Çiçek ile evlenmek üzere düğün kurmuştur.
Doğruca gitmez. Yolda rastladığı bir ozandan kopuzunu ister, karşılığında atını bırakır ve deli bir ozan kılığında düğüne varır. Kimse onu tanımaz.
Düğünde kopuzuyla söyleyerek sırayla herkesi sınar: kız kardeşlerini, anasını, sonunda nişanlısını. Sınadığı şey sadakat değil, hatırlanıp hatırlanmadığıdır. Nişan yüzüğünü ozanın parmağında gören Banı Çiçek, onun kim olduğunu böylece anlar.
Kendini gösterdikten sonra babasının yanına gider; parmağını kanatıp kanını kör gözlerine sürer ve yaşlı adamın gözleri açılır.
Yaltacuk kaçıp bir kamışlığa saklanır. Kamışlık ateşe verilince dışarı çıkar ve af diler; yiğit onu bağışlar. Ardından Oğuz beyleriyle Bayburt üzerine yürünür, kalede kalan otuz dokuz yoldaş kurtarılır ve düğün yeniden kurulur.
Ölümü
Kitabın on ikinci boyunda öldürülür. Dış Oğuz'un başı Aruz Koca, Salur Kazan'a başkaldırdığında kendi güveyisi olan bu yiğidi de yanına çağırır.
Teklifi geri çevirir; gerekçesi, geçmişte Salur Kazan'ın kendisine yardım etmiş olmasıdır. Öfkelenen kayınbabası kılıcıyla sağ uyluğunu keser. Ölmek üzere evine götürülen yiğit, son sözünde kanını Aruz Koca'ya bırakmamasını, öcünü almasını beylerbeyine söyler.
Böylece kitabın en uzun anlatısının kahramanı, düşman elinde değil akraba elinde ölür. Onu öldüren neden de aynı şeydir: verdiği sözden dönmemesi.
Alpamış ile Bağı
Anlatısının, Orta Asya'da geniş bir alana yayılmış Alpamış destanının batıya gelmiş biçimi olduğu kabul edilir. Özbek, Kazak, Karakalpak ve Altay anlatılarında aynı olay örgüsü — beşik kertmesi, uzun tutsaklık, ölü sanılma, kılık değiştirip düğüne yetişme — başka adlarla anlatılır.
Anadolu'da ise Bey Böyrek adıyla halk hikâyesine dönüşmüş ve yüzyıllarca anlatılmayı sürdürmüştür. Bir Oğuz boyunun aynı anda hem doğuda destan hem batıda halk hikâyesi olarak yaşaması, kitabın en iyi belgelenmiş yayılma örneğidir.
Başka Mitolojilerdeki Karşılığı
Yunan anlatısındaki Odysseus ile arasındaki koşutluk şaşırtıcı ölçüdedir: ikisi de uzun yıllar yurdundan uzak kalır, ölü sanılır, karısı bir başkasıyla evlendirilmek üzereyken kılık değiştirip döner, evine dilenci ya da ozan olarak girer ve kendini bir nesneyle tanıtır. Penelope ile Banı Çiçek de aynı yerde durur.
İki anlatı sonda ayrılır. Odysseus evine dolmuş taliplerin hepsini öldürür; Beyrek ise kendisini ölü ilan edip nişanlısını almaya kalkan adamı bağışlar. Aynı kalıp, birinde bir kıyımla, öbüründe bir afla kapanır.
Kılık değiştirip kendi halkının arasına karışma Nors mitolojisinde Odin'in yöntemidir; o da yolcu ya da yaşlı bir adam kılığında sofralara gelir. Aradaki fark amaçtadır: Odin başkalarını sınamak için kılık değiştirir, Beyrek ise kendisinin hatırlanıp hatırlanmadığını öğrenmek için.