söylence
/türk/banı-çiçek
_

Banı Çiçek

Banı Çiçek — Türk Mitolojisi
Banı Çiçek.
Banu Çiçek, Banıçiçek olarak da bilinir.
Bamsı Beyrek'in beşik kertmesi.

Dede Korkut anlatılarının en tanınmış kadın kişisidir. Bay Bican Bey'in kızı, Deli Karçar'ın kız kardeşi ve Bamsı Beyrek'in beşik kertmesidir. Kitabın en uzun boyu, ikisinin anlatısı üzerine kuruludur.

Oğuz anlatısında beklemekle yetinen bir nişanlı değildir. At koşturur, ok atar, güreşe tutuşur ve kendisini isteyen yiğidi kendi koyduğu sınavlardan geçirir. Kitaptaki kadın kişiler arasında en çok işleneni ve savaşçı yanı en belirgin olanıdır.

Anlatının ikinci yarısında ise on altı yıl süren bir bekleyişin içinde durur: nişanlısı ölü sanılır, bir başkasıyla evlendirilmek üzeredir ve o güne kadar direnir. Kitapta hem yarışan hem bekleyen tek kişi odur.

Adı

Adının ilk parçasının, hanım anlamına gelen bir sözden geldiği düşünülür; ikincisiyle birlikte yaklaşık olarak çiçek hanım anlamını taşır. Yazmalarda Banı Çiçek ve Banu Çiçek biçimleri birlikte geçer.

Yanında her zaman kırk ince belli kız diye anılan bir topluluk bulunur. Bu kalıp kitapta bey kızlarını nitelemek için kullanılır ve onun obadaki yerini gösterir.

Beşik Kertmesi

Kam Büre Bey uzun süre çocuğu olmadığı için Bayındır Han'ın meclisinde ağlar. Duası kabul olur ve aynı günlerde onun bir oğlu, Bay Bican Bey'in de bir kızı dünyaya gelir. İki bey daha o anda çocuklarını birbirine söz keser.

Beşik kertmesi, Oğuz töresinde doğar doğmaz yapılan bir nişandır ve bozulması ağır sayılır. Anlatının bütün gerilimi bu bağın on altı yıl boyunca sınanmasından doğar.

Buna karşın nişanlılar birbirini görmeden büyür. Karşılaştıklarında kim olduklarını bilmezler; anlatının en bilinen bölümü de bu bilmezlikten çıkar.

Üç Yarış

Ava çıktığı bir gün, ayrı avlanan yiğitle karşılaşır. Kendini tanıtmaz ve karşısındakini ölçmek için üç yarış önerir: at koştururlar, ok atarlar, sonunda güreşirler.

İlk ikisinde başa baş giderler. Güreşte de kolay yenilmez; sonunda yiğit bir hamleyle sırtını yere getirir. Yenilgiyi kabul eder ve ancak o zaman kim olduğunu söyler.

Bu sahne Türk anlatısındaki alp kadın tipinin en açık örneğidir. Kız, evlenilecek bir mal gibi değil, karşısındakinin ölçüsünü kendi eliyle alan bir taraf olarak durur. Yenilmesi de bir teslim oluş değildir: sınavı kendisi koymuş, sonucunu kendisi kabul etmiştir.

Nişan bundan sonra kesinleşir; yiğit parmağına yüzüğünü takar. Bu yüzük, yıllar sonra onu tanıtacak tek nesne olacaktır.

Bekleyişi

Düğün gecesi oba basılır ve damat otuz dokuz yoldaşıyla birlikte tutsak alınır. Aradan on altı yıl geçer, ondan haber çıkmaz.

Bu sürede Yalancı Oğlu Yaltacuk, daha önce kendisine armağan edilmiş bir gömleği kana bulayıp yiğidin öldüğüne kanıt diye gösterir. Ölüm haberi kabul edilir ve kız, yalancıyla evlendirilmek üzere düğüne oturtulur.

Anlatı, onun bu evliliği isteyerek kabul ettiğini söylemez. Direnci, kitapta ayrı bir bölüm halinde anlatılmaz; ancak bütün olay örgüsü onun beklemesi üzerine kurulduğu için sadakati anlatının dayanağıdır.

Tanıma

Düğün kurulmuşken deli bir ozan kılığında çıkagelen yiğit, kopuzuyla söyleyerek sırayla herkesi sınar. Gelin çadırına geldiğinde ondan kalkıp oynamasını ister; kız önce kabul etmez, sonra razı olur.

Tanıma, sözle değil bir nesneyle olur: ozanın parmağındaki yüzüğü gören kız, onun kim olduğunu anlar. Düğünde kurulan ok atma oyununda hedefe konan yüzüğü ozanın parçalaması da aynı bilgiyi herkese gösterir.

Anlatının bu bölümü, tanınmanın Oğuz düşüncesinde nasıl kurulduğunu gösterir. Yüz değişmiştir, ses değişmiştir; değişmeyen, verilen sözün nişanıdır.

Sonrası

Yalancı bağışlanır, Bayburt kalesindeki otuz dokuz yoldaş kurtarılır ve düğün yeniden kurulur.

Kitabın on ikinci boyunda ise dul kalır: babası Aruz Koca, Salur Kazan'a başkaldırdığında kendi güveyisi olan bu yiğidi öldürür. Anlatı onun bu ölümden sonraki durumunu ayrıca anlatmaz.

Bir tartışma da metnin sonundadır. Kimi araştırmacılar, yiğidin kaleden kaçarken söz verdiği kızla da evlendiğini savunur; kimi ise metnin buna dayanak vermediğini söyler. Bu konu kapanmış değildir.

Başka Mitolojilerdeki Karşılığı

Yıllarca kayıp sayılan kocasını bekleyen ve bir başkasıyla evlendirilmek üzereyken onun kılık değiştirip döndüğünü gören kadın, Yunan anlatısında Penelope'dir. İki anlatıda da tanıma bir sınavla ve bir nesneyle olur, ikisinde de dönen kişi eve yabancı kılığında girer. Aradaki fark başlangıçtadır: Penelope evliliğe verilmiş bir kadındır, Banı Çiçek ise nişanlısını dövüşerek sınamış bir kızdır. Odysseus'un karısı bekleyişiyle, bu kız hem yarışıyla hem bekleyişiyle anılır.

Kendisini ancak yenebilenle evleneceğini söyleyen kız ise Yunan anlatısında Atalante'dir; talipleriyle koşar ve yenildikleri için canlarından olurlar. İkisi de gücünü ölçüt yapar, ama sonuç ayrıdır: Yunan anlatısında yarış ölümle biter ve kız ancak bir hileyle yenilir, Oğuz anlatısında ise yarış açık ve dürüsttür, yenilen kız da yenildiğini kendi ağzıyla söyler.

Bağlantı grafiği

Bu maddenin bağlandığı ve buraya bağlanan 12 madde, aralarında 26 bağlantı.

Banı ÇiçekAruz KocaBamsı BeyrekBay BicanBayındır HanDede KorkutDeli KarçarKam Büre BeySalur KazanYaltacukAtalanteOdysseusPenelope

Paylaş

Bu madde paylaşıldığında aşağıdaki kartla görünür; bir ucun üzerine gelince o ucun kartı gösterilir.