Türk mitolojisinde kahramanların bindiği kanatlı attır. Sıradan bir binek değil, sahibiyle kaderi birleşmiş bir yoldaştır; savaşta yol gösterir, tehlikeyi önceden sezer ve çoğu anlatıda insan dilinden anlar.
Kanatları her zaman görünmez. Yalnızca gerektiğinde açıldığı, kanatların bir yabancı tarafından görülmesi halinde ise atın gücünü yitirdiği anlatılır. Bu yönüyle Tulpar'ın olağanüstülüğü gizlenmesi gereken bir sırdır.
Kahramanla Bağı
Bozkır anlatılarında at, kahramanın yarısı sayılır. Bir alp, layık olduğu Tulpar'ı çoğu zaman bir sınavın sonunda bulur: sıradan bir tay olarak seçilen hayvan, doğru bakımla ve sabırla beslendiğinde gerçek doğasını gösterir. At, sahibi ölürse yas tutar, kimi anlatılarda onun ardından yaşamaz.
Savaş sırasında binicisini uyarır, tuzağı sezer, yaralandığında onu sırtında taşıyıp kurtarır. Bu yüzden savaşın ve yiğitliğin tanrısı Kızagan ile birlikte anılır. Atlı savaşçı kültürünün en yoğun mitolojik ifadesi Tulpar'dır.
Gökle İlişkisi
Yerle gök arasında gidip gelebilen bir varlık olarak görülür. Tengri inancında yükseklik kutsallıkla eşdeğerdir; Tulpar'ın uçabilmesi, kahramanı göğe yaklaştıran bir ayrıcalık sayılır. Bazı anlatılarda gökten inen bir sudan ya da göl kıyısındaki kutsal bir aygırdan doğduğu söylenir.
Kanatlı olması bakımından kuş Hüma ile aynı gök tasavvurunu paylaşır: ikisi de erişilmezliğin ve talihin simgesidir. Yunan mitolojisindeki Pegasos ile karşılaştırılır; ancak Tulpar, tanrılara ait bir binek değil, kahramanın emeğiyle kazandığı bir yoldaştır.
İzleri
Anlatılarda adı geçen ünlü atlar bu geleneğin uzantısıdır; Köroğlu'nun Kırat'ı ve destan kahramanlarının atları Tulpar tasavvurunun halk anlatısındaki karşılığıdır. Atların koruyucusu sayılan Kambar Ata inancı da aynı çevrede gelişmiştir.
Kanatlı at motifi bugün Kazakistan ve Kırgızistan'ın devlet armalarında, kent adlarında ve halk sanatında yaşamayı sürdürür.